İnancın ve görünürün kamçısında

  • 7.02.2022

   Uçaktan iniyoruz. Uzun bir koridordan ilerleyip sıraya geçiyoruz. Sıra bize geldiğinde görevliyi, oraya yerleşmeye gelmediğimize bir şekilde ikna ediyoruz. Havaalanından çıkmadan, tesadüf eseri oraları bilen biriyle ayaküstü laflıyoruz. Böylelikle taksilerin bizi aldatmasına izin vermiyoruz.

   Önümüzde trafiğe kapalı bir sokak var. İki yanda tek katlı yapılar uzunlamasına gidiyor. Daha çok kendi halinde, Türkiye’yi hatırlatan insanlar, başıboş bir edayla yürüyor. Yanımdaki arkadaşım şöyle bir bakıyor, “Bu muymuş Makedonya?” diyor.

   Yürümeye devam ediyoruz. Önümüzdeki yol geniş bir alana açılıyor. Arkadaşıma bakıyorum, gözleri fal taşı gibi açılmış. Parıltılı şekilde etrafı izliyor. Tam karşıda devasa İskender heykeli, atının üstünde şaha kalkmış duruyor. Dört bir yanda antik Yunan mimarisinde kocaman binalar, sütunlar, heykeller… “Vay be” diyor şimdi arkadaşım, “Ne güzel yer”.

   Birkaç gün sonra birkaç Türk turiste rastlıyoruz. Üsküp şaşırtmış onları, bu kadar güzel olmasını beklemiyorlarmış. Onlar da o tek katlı tarihi yapıların olduğu sokaktan geçerken başta hayal kırıklığı yaşamışlar.

*

   Şimdilerde o zamanları anımsıyorum. Geçmişe dönüp aklımda devasa İskender’e bakıyorum, düşünüyorum. “İşte” diyorum, “Ortadoğu insanı, gelişmekte olan, yarı çevre ülkenin insanı…”. Onlar hayran hayran izlemekteydi dev yapıları.

   Oysa Makedonya’nın yoksulluğu her yerde göze çarpıyordu. Orada insanlar bu dev yapılara ayrılan paralardan rahatsızdı. İleriye dönük, kalıcı adımlar istiyorlardı. Bugün daha iyi anlıyorum ki bizim insanımız hem inancın hem de görünürün kamçısındadır. Nedenselliğin, derinliğin, özün uzağında anlık duygu patlamalarıyla yaşar.

   Ona “Eğitim” deyin örneğin. Uzun uzun anlatın. Katma değeri yüksek ürün üretmekten bahsedin. Kalkınmadan, gelecekten, bilimsel atılımdan, sosyal adaletten, yapısal değişimden… Şöyle bir bakıp “İyiymiş” diyecektir. Bir de koca koca yapılar anlatın. Alabildiğine beton, devasa binalardan bahsedin. Gözlerinde ışıltı göreceksiniz.

   Örneğin son yıllarda yapılan koca koca betonlara bakar, “Vay be” der. Bakar ki her yerden görünüyor. Boyutu göze çarpacak kadar büyük. Ne kadar büyük, o kadar iyi onun için. Bu yapı neden burada, buna ihtiyaç mı vardı? Sormaz.

   Onun için bunlar önemli değildir. Onlar, bir ülkenin gelişmişliğini, üzerine dökülen beton kat sayısına göre hesaplarlar. Önemli olan görünen, göz önünde olandır.

   Bu ülkede kitaplar alınır, örneğin. Şöyle bir fotoğraflanır, kimi zamanlar okunur hatta. Ancak bu okumak düşüncelerin geliştiği, fikirlerin oluştuğu bir okumak değil; okumuş görünme kaygısının bir uzantısıdır sadece. Gözler harflerde kayar, sayfalar çevrilir... İşte o kadar.

  Bunun, doğal olarak tarihsel, kültürel, ekonomi politik birçok nedeni vardır. Şüphesiz başta değişim değerini önceleyen bir sistemin sonucu olarak, bütün dünyada görünene verilen kıymet artmıştır. Ancak bunun düzeyi bizim gibi ülkelerde zirveye daha yakındır.

  Gerçek olan şudur ki; bizim insanımız bir ülkeyi ileriye götürecek gerçek dinamikleri anlamazsa işimiz iştir. O zaman bize o betondan bu betona savrulmak düşer. Temeldeki her şey çürür, geriye gözü doyuran bir yanılsama kalır sadece. Özün değeri anlaşılmadıkça, o meşhur alegorideki gibi insanlar, ülkeler; mağara duvarlarına zincirli kalacaktır.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Burası Düzce Gazetesi (www.burasiduzce.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar