Tedbirler çuvala girdi!

  • 17.03.2021
  • Abone ol

   Koronavirüs salgını günden güne etkisini arttırmaya devam ediyor. Bilim kurulu üyeleri dahil olmak üzere, birçok uzman üçüncü dalgaya doğru gittiğimizi veya üçüncü dalganın içinde olduğumuzu söylüyor.

   Bugüne kadar hükümetin pandemiyle mücadale politikası hep aynı ezgide devam etti. Mücadelede başı çeken unsur, varolan ekonomik krizi olabildiğince derinleştirmeden "göstermelik" tedbirler almak görüntüsü veriyor. Öyle ki haftanın belirli günleri es geçiliyor, çalışan nüfus önlemlerin dışında bırakılıyor, vaka sayıları ise gösterilmiyor sadece hasta sayıları duyuruluyordu. Dokuz ay kadar sonra, belki de "görünen köy kılavuz istemez" düşüncesiyle vaka sayıları da açıklanmaya başladı. O günlerde günde yaklaşık 30 bin vakayla dünyada en çok vaka görülen ülkeler arasında yer alıyorduk.

   Toplumsal muhalefete daha fazla dayanamayan hükümet, tedbirleri bir düzeyde arttırma kararı aldı. Ancak pandemi sürecinin başından bu yana neredeyse hiç nakdi destek almayan esnaf, sanatçı gibi meslek sektörleri, artık dayanamayacak hale geldiğinde tedbirler de gevşetildi.

   Kontrollü normalleşme denilen bu süreçte, "normalle" neredeyse herhangi bir fark kalmadı. Birçok tedbir ortadan kalkmışken gece ve özellikle özel sektörde çalışan nüfusun tek tatil gününde de sokağa çıkma yasağı uygulanması, bir kesim tarafından sanki virüse karşı değil de "sosyal yaşamı" kısıtlamaya yönelik ideolojik kararlar olarak yorumlandı.

   Ortada pek bir tedbir kalmadığı için bugüne kadar bunalan, krizin pençesinde olan vatandaş da kendisini dışarı attı. Türkiye'nin belirli yerlerinde vatandaşlara yönelik "keyfi" cezalar uygulandı. Oysa "bazılarına" hiçbir yasak işlemiyor, herhangi bir tedbire uymadan diledikleri gibi bir araya gelebiliyorlardı.

   Kısacası karşımızda sanki pandemiyi ciddiye alan bir hükümet değil, oy potansiyelinin daha fazla erimesinden çekinen bir siyasal iktidar görüntüsü vardı. Bu toplumsal şartlar altında, vatandaşın yasak ve tedbirlere birebir uymasını beklemek naiflikten başka bir şey değildir. Dokuz ay boyunca 1500'ün üzerine çıkmayan vaka sayıları, çoktan "virüsün etkisinin geçtiği" hissini vermişti. Bunun yanı sıra pandeminin dünya devi şirketler tarafından kurulmuş bir komplo olduğuna inanan da az değildi.

   Kabine toplantısı sonrasında yapılan açıklamalar "göstermelik gibi görünen" tedbirlerin bir süre daha uygulanmayacağını anlamamıza neden oldu. Aşıların ise Sonbahar'da 50 milyon kişiye ulaşmasının, ancak bir temenni olabileceği Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'nın ifade biçiminde açıkça görülüyordu.

*

   İşte böylesi bir ortamda, Düzce'de vaka sayıları günden güne artmaya başladı. Özellikle son hafta gerçekleşen 26 puanlık artış, Düzce'nin yakında kırmızı bir bölge olacağı gerçeğini yüzümüze tokat gibi çarptı.

   Peki sorumluluğu kim alacak?

   Hükümet pandemiyle mücadele için topu yerele attığına göre bu iş, yerel aktörlerden başkasına kalmıyor. Öncelikle valilik ve belediyenin etkili önlemler alarak ve çözüm yolları üreterek işe başlaması gerekiyor. Bunun yanı sıra meslek örgütleri ve üniversite de bu sürece dahil edilmeli.

   Belki de Düzce'de yapılan uygulamalar, diğer illere bir model olacak, onları da teşvik edecektir. Hem pandeminin hem de ekonomik krizin altında ezilmeye devam eden ve bu süreçte yalnız bırakılan vatandaş, desteği ancak bu şekilde elde edebilir.

   Bir konuda örnek bulunamıyorsa, öncül adımlar atmaktan çekinilmemelidir.  

   (DÜZCE POSTASI GAZETESİ)

  • Abone ol

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Burası Düzce Gazetesi (www.burasiduzce.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.