Çürüyen kapitalist dünya kokuyor

  • 23.01.2023

   "Ilık bir nisan gecesinde gitti. Yukarı çıktığımda, bıraktığı yanar sigarası, küllüğün kıyısında upuzun tütüyordu. Çayı bardağında yarım kalmıştı. Yandı durdu sigarası, uzun bir küle dönüştü, bölündü kül, kırılıp dağıldı küllüğün ortasında; işte o zaman-." (Kanayan, Erdal Öz)

   '68 kuşağı yeni bir dünyayı Türkiye'de kurmanın özlemi içinde dağları kendisine mesken edindi. Ücretli kölelik düzenini eşitliğin ve özgürlüğün krallığının egemen olduğu bir dünyaya dönüştürmeyi hedefledi. Gençtiler. Deneyimsizdiler. Ama kararlıydılar. İdealleri uğruna canlarını siper ettiler. İşkence tezgahlarında, barikatlarda, dağlarda ve darağaçlarında can verdiler. Kısacık yaşamlarında bir destan bıraktılar geride. İnsan özgür olsun diye.

   2008 yılında ABD'nin önde gelen bankalarından biri olan Lehman Brothers iflas etti. Bunun sonuçları ABD ekonomisi için çok ağır oldu. Dev şirketler çökmenin eşiğine geldi. Devreye ABD hükümeti girdi. Batan şirketleri satın alarak kamulaştırdı. Kriz dünyaya yayıldı. Diğer ülkelerin hükümetleri de çözümü kamulaştırmada buldu. Özelleştirmenin havarileri kamulaştırma şampiyonu olarak öne çıkmaya başladılar. Bu ne yaman bir çelişkiydi.

   Aslında 2008 yılında yaşanan ekonomik kriz, Marksist iktisatçılar tarafından Üçüncü Büyük Depresyon olarak tanımlanıyordu. Büyük depresyonların faturası çok ağır sonuçlara yol açıyordu. Şunu demek istiyorum: Ekonomik tsunaminin siyasi sonuçları da bir o kadar ağır oluyordu. Örneğin, 1930'lu yıllarda başlayan, siyasi sonuçları İtalya ile Almanya'da faşist hükümetlerin kurulmasına ve Avrupa'ya yayılmasına yol açan İkinci Büyük Depresyon, 1939 yılında İkinci Dünya Savaşı'yla final yapıyordu. 19. yüzyılın sonlarında başlayan Birinci Büyük Depresyon da Birinci Dünya Savaşı'na neden oluyordu. Büyük depresyonların tarihi, kapitalizmin serbest rekabetçi aşamadan tekelci aşamaya dönüştüğü döneme denk geliyor. Kapitalizmin krizleri tekelci aşamada ekonomik krizleri aratırcasına büyük depresyonlara dönüşüyordu.

   İkinci Büyük Depresyon'un sonuçları Birinci Büyük Depresyon'un sonuçlarına göre çok daha ağırdı. Üçüncü Büyük Depresyon'un sonuçlarının da İkinci Büyük Depresyon'un sonuçlarına göre çok daha ağır olacağı anlaşılıyor. Neden? Çünkü üretim araçlarının mülkiyetinin bir avuç insanın elinde bulunduğu dünyamızda her geçen gün üretimin olağanüstü boyutlarda toplumsallaşması krizini derinleştiriyor. Üretimin toplumsallaşması, kimse tek başına yeterli olamayacağı için herkesin birbirine bağlanması demektir. Bundan ötürü ABD'de başlayan bir kriz dünyayı kasıp kavuruyordu. Kapitalizm büyük depresyonun üstesinden ancak bir dünya savaşı ile başa çıkabilir. Üçüncü Dünya Savaşı'nın denemeleri Ukrayna'da başladı bile.

   Günümüzde üretim araçlarının mülkiyetinin özel ellerde toplanmasını yıkıcı ve adaletsizliğe yol açan sonuçlarını Oxfam raporuna dayanarak gözlemleyebiliriz: 2016 yılında dünya nüfusu 7 milyar 400 bindi. Aynı yıl yayınlanan Oxfam raporunda, dünyanın en zengin 62 kişisinin servetinin dünya nüfusunun yarısının mal varlığına eşit olduğu açıklanıyordu. Bu şu demek oluyor: 62 dolar milyarderinin mal varlığı 3 milyar 700 bin yoksulun mal varlığına eşittir. Kapitalistler ile emekçi halk arasında açılan uçurumu görüyor musunuz? Derin eşitsizlik derin yoksulluğa, başka bir deyişle hayal bile edemeyeceğimiz bir dünyada yaşayan ve dünya nüfusunun %1'ini oluşturan kapitalist sınıfın varlığından ötürü açlığın pençesinde yaşayan milyarlarca yoksulun oluşmasına neden oluyor. Türkiye de bu cenderenin içinde.

   Türkiye'de vergide adaletsizlik rakamlarla gün ışığına çıkıyor: Emekçilerden kesilen vergi 458 milyar lirayı buluyor. Dolaylı vergilerin 1 trilyon 265 milyar lira olması bekleniyor. Buna karşın kapitalistlerden toplanacak olan kurumlar vergisi 639 milyar lira. İşsizlerin sayısı ise 8 milyon. Bu şu demek oluyor: Her beş gençten biri işsiz. 2022 rakamlarına göre asgari ücretin 5.500 lira olduğu ülkemizde açlık sınırı, dikkatli okuyun, 6.890 lira. Tarihi geçmiş ürünleri çöplükten toplayanların, annesi ancak karne gününde kendisine üç adet pirzola aldığı için sevinen çocukların ve dramatik yaşamların çığ gibi büyüdüğü bir topluma dönüştü ülkemiz. Felaketin farkında mısınız?

   "Günleri haftalar, haftaları aylar kovaladı, bir adres bile bırakmadan gitmişti, nerelerde olduğunu bilmiyorduk. Aylarca dağlarda dolaşmışlar, hiç de bilmezdi çocuğum oraları, nereden bilsin, büyük kent çocuğu, bütün bilgisi kitaplardan, hiç çıkmadı ki dışarılara; çocukluk işte.

   Bir gün de baktık, gazetelerde boy boy resimleri, adı herkesin ağzında; vallahi ne yalan söyleyeyim, sağ olarak yakalanmasına sevinmiştim, ne de olsa analık." (Kanayan, Erdal Öz)

   Onlar bir yola koyuldular. Can verdiler ya da zindanlarda yaşlandılar gençliklerini feda ederek bu uğurda. Kulun kul olmadığı bir dünyanın özlemi içinde koyulmuşlardı oysa yola.

   Çürüyen kapitalist dünya kokuyor. Kokusu insanlığın burun direğinin sızlamasına neden oluyor. Engels'in: "Üreticilerin özgür ve eşitçi bir birlik temeli üzerinde üretimi yeniden düzenleyecek olan  toplum" dediği sosyalist bir toplum neden hayal olsun? Kapitalist dünyayı ne mi yapacağız? Onu da teşhir etmek için eski eserler müzesine, çıkrık ve tunç baltanın yanına koyarız. Müzeye gelenler, gençlerinin özlemini nasıl dağa sürerek kanayan bir toplum yaratan kapitalizmi görsünler diye.

   Umut ve sevgimle ...

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Burası Düzce Gazetesi (www.burasiduzce.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.