MUHALİF

  • 26.10.2019

 

   Muhalif olmak korkakların asla yapamayacağı bir şeydir. Muhalif olmak bilgi, deneyim, tecrübe ve özünde kocaman bir yürek ister. Hele halk adına yönetenlere karşı halkın çıkarı için muhalif olmak ise daha büyük bir cesaret ve daha büyük bir yürek ister.

   Yönetenlerin çok güçlü olduğu dönemlerde halkı ezdiği ve etrafındaki bir avuç insan için düzenlemeler yaptığı dönemlerde halk için muhalefet edip doğruları konuşmak, yönetenlerin gerçek yüzünü ortaya çıkartmak muhalefet edenlerin toplumun hafızasına mıh gibi kazınmasını sağlar. Sonrasında ise o hafıza yeni dönemde ezeni değil, muhalefet edenin kazanmasını sağlar.

   Aman benim başıma bir şey gelmesin, suya sabuna dokunmadan idare edeyim, şimdi karakollarda ifade verip başıma iş almayayım, zaten ticaretim de iyi gidiyor, neyime lazım şeklindeki muhalif tutum ancak tavşan pisliğiyle eşdeğerdir.

   Yani ne akar ne de kokar.

   İlimizde gerek milletvekilliği ve gerekse belediye yönetimleri açısından rezillik paçadan akarken, bizim muhalefet adeta tavşan pisliği şeklinde ne akıyor, ne de kokuyor.

   Bunca rezillik ve yolsuzluk paçadan akıyor ama günübirlik birkaç basın açıklaması ve meclisteki bir iki meclis üyesi hariç muhalif siyasi partiler mevcut durumdan memnun gözüküyor.

   Bakın sevgili muhalefet..

   Bugünden geriye, bir yarına gidenler kalır, bir de yarınlar için direnenler…

**

   Yaşanmış bir hatırayı ilimiz muhalefetine yol gösterici olması dileğiyle yazarak bitirmek istiyorum..  

   Nazım Hikmet’in muhalifliği yüzünden cezaevine atıldığı dönemde cezaevi denetimine Adalet Bakanlığı’ndan bir müfettiş gelir. Bir kaç gün denetim yaptıktan sonra müdüre:

   - Nazım da buradaymış, çağır da görelim nasıl biridir, der.

   Nazım’ı odaya getirirler. Müdür koltuğuna iyice kurulan müfettiş Nazım’ı tepeden tırnağa süzer ve:

   - Demek Nazım sizsiniz, der.

   Nazım’a oturması için yer göstermez. Kısa bir konuşma sonrası, “gidebilirsiniz” der.

   Nazım tam kapıdan çıkarken durur ve müfettişe:

   - Ömer Hayyam adını duydunuz mu, diye sorar.

   Müfettiş hemen atılır:

   - Kim duymaz Hayyam’ı.

   Nazım:

   - Hayyam zamanında İran hükümdarı kimdi, diye sorar.

   Müfettiş şaşırır, Nazım konuşmasını sürdürür, görüyorsunuz sanatçıyı anımsadınız ama hükümdarı anımsamadınız. Yıllar sonra beni dünya anımsayacak ama dönemin adalet bakanını ve sizi kimse anımsamayacak, der ve çıkar.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Burası Düzce Gazetesi (www.burasiduzce.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.