Bir doktor Corona olsa gör başına neler gelir? BÖLÜM-1

  • 18.11.2020
  • Abone ol

 

   Arkadaşım istemediği için adını yazmıyorum.

   Göğüs hastalıkları uzmanı, genç bir doçent, İstanbul’da özel bir hastanede çalışmakta. En az 10 yıllık arkadaşım, fakir babası, özelde çalışıyor olsa da birçok hastadan para almaz.

   Dünya ve ülkenin sorunlarına kafa yorar ama hekimliği de mükemmeldir. Sosyalisttir, inandığı düzenin kurulacağına olan inancı tükenmese de, bunun için çoook uzun bir süre gerektiğini için için bilir ve içlenir.

   Onun kadar cesaretli olamasam da inandığı çoğu şeyi paylaşırım.

   İşte bu güzel insan da “Doktorlar da Corona Olur” düsturuna uygun olarak hastalandı ve neler yaşadığını beni benden alan bir dille anlattı.

   Üç bölüm halinde köşemde verip, ardından analiz etmek istiyorum. İzninizle… 

*

   9 Kasım öğle suları

   Baş-boğaz ağrısı, geniz akıntısı ve üşüme hissi başladı birdenbire.

   Oysa birkaç saat önce hiçbir yakınmam yoktu. Hatta 14 yataklı COVID servisinin sorumluluğunu üstlendiğim iki hafta boyunca da yakınmam hiç olmamıştı.

   Ve hatta iki gün önce servis sorumluluğunu başka bir meslektaşıma devretmiş ve kontrol PCR testi bile yaptırmıştım. Evet, şanslı bir hekimim: Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu Üyesi’nin “pratik olmadığı” için sağlık çalışanlarına PCR takibinin yapılmadığını açıkladığı bir ülkede, çalıştığım hastane sekiz aydır kendi çalışanlarının PCR takibini yapıyor.

   Ne çok erken hasta yakaladık bu sayede bir bilse, bir görse, bir fark etse...

   Daha iki gün önce COVID servis sorumluluğunu üstleneceğim için kiraladığım odada kalırken “negatif”tim. COVID’e yakalandığı için evde tedavi alan enfeksiyon hastalıkları uzmanı arkadaşım, bizzat bildirmişti sonucu. Ne çok sevinmiştim. “Bu dönemi de hasarsız atlatacağım galiba” demiştim kendi kendime.

   Sonra hiç tıbbi ve N95 maskemi çıkarmadığım aklıma geldi. Biraz rahatladım. Başka bir viral enfeksiyondur dedim –biraz da dileyerek...

*

   Kiralık oda

   Şimdi bana soracaksınız neden oda kiraladın diye...

   Sebebi basit: Çünkü pandeminin ilk döneminden farklı olarak bu dönemde sağlık çalışanlarına misafirhane tahsis edilmiyor.

   Hal böyleyken sorayım: Evde 88 yaşında bir annem var, nasıl gidebilirim COVID servis sorumlusuyken akşam eve? Ya ona bulaştırırsam korkusu uyumama izin verir mi? Ve dahası ya bulaştırırsam. Baksanıza Türk Toraks Derneği’nin yaptığı araştırmada sağlık çalışanlarının önemli bir kısmının evde birlikte yaşadığı yakınlarına virüsü-hastalığı taşıdığı gösterildi. Ya ben de anneme taşırsam? 50’sine ramak kalmış bir insan olarak ben ayakta atlatabilirim pek muhtemelen, ama ya o?

   Pekiyi ama neden kimse sağlık çalışanlarına misafirhane tahsis etmiyor bu dönemde?

   Bu dönemde COVID servis sorumluluğunu üstlenmeden önce sordum soruşturdum, belediye sordurdum, “Sağlık çalışanı olarak kalabileceğim bir misafirhane falan var mı” diye... Nisan-Mayıs döneminin aksine bu dönemde futbol karşılaşmaları başladığı için misafirhane tahsis edilmemiş sağlık kurumlarına ve dolayısıyla sağlık çalışanlarına.

   Zaten hatırlarsanız sağlık çalışanlarına yapılmayan PCR takibi de futbolculara yapılmakta. Misafirhane bulamadığım o anlarda düşündüm kendi kendime; nedir acaba sağlık çalışanlarını bu derece değersiz yapan? Son kertede futbol yaşamsal bir gereklilik değil, oysa sağlık çalışanları hayati bir görev ve sorumluluk üstleniyor kendilerini de riske ederek. Ama yine de futbolcular kadar değerli değiller. Neden acaba?

   Transfer fiyatı ve bonservis mi belirliyor değeri?

*

   Evden çalışma

   Dikkat ederseniz biraz önce, 7 Kasım’daki test sonucumun negatif olduğunu, COVID olduğu için evde izolasyona tabi olup tedavi alan enfeksiyon hastalıkları uzmanı arkadaşım verdi demiştim.

   Size de garip gelen bir sorun yok mu bu cümlede? Hani biz sağlık çalışanlarından başka COVID tanısı konulmuş hangi meslek grubu sorumluluğunu bu düzeyde devam ettiriyor hastayken dahi –sıklıkla kendisini örseleme pahasına?

   Evet açık sözlülükle ifade edelim ki, sekiz aydır özellikle göğüs ve enfeksiyon hastalıkları uzmanları, yoğun bakım ve acil sağlık çalışanları, filyasyon ve COVID servis ekip üyeleri ancak COVID olunca dinlenme hakkına kavuştular. Ama bu hakka rağmen, özellikle hafif-orta düzeyde geçirenler, hastaya dair sorumluluklarını evden takip ettiler.

   Gaddar ve kahhar devlet de onlara PCR incelemesi yapmayarak, bir misafirhane bile tahsis etmeyerek, “istifa edemezsiniz” yazılı bir paçavra yazı yayınlayarak ve hak ettikleri özlük haklarını vermeyerek ödüllendirdi. Salgın pik üstüne pik yaparken halkına “maske, mesafe ve temizlik” öğüdü vermek ve parmak sallamak dışında bir şey yapmayan devletten başka ne beklenebilirdi ki...

*

   9 Kasım öğleden sonra

   Herkes seferber oldu ve hızla tetkiklerim yapıldı.

   Herkesin gözünde “acaba” ve “hayır olmasın” kuşkuları ve dilekleri vardı. Tetkik için kanımı alan hemşire “Bu hastalık şahımızı da mı aldı yoksa?” dedi.

   Sadece yutkundum bu kadirşinaslık karşısında. Tek kelime edemedim.

   Sonra acil hekimi bir meslektaşım geldi, burnundan ve boğazımdan sürüntü almaya. Ne riskli bir iştir bilir misiniz? Düşünsenize COVID olduğu için hiç temas etmeseler dahi apartmandan atılan, eve alınmayan, etiketlenen ve dışlanan insanların olduğu bir ülkede, o burnum ve boğazımdan sürüntü alacak ve bu işlem sırasında refleks olarak öksüreceğim için (varsa) virüslerime maruz kalacak.

   Eli hiç kıpırdamadı, hiç “Acaba” demedi, “Ucundan kıyısından alıp öksürtmeyim de kendimi koruyayım” demedi –her gün onlarca hastasına yaptığı gibi. Nasıl hakkı ödenebilir ki bu özverinin?

   Sonra görüntüleme... Herkes elinden gelenin fazlasını yapıyor. “Derin nefes alın hocam” diyor teknisyen arkadaşım.

   Derin bir nefes alıyorum, gözlerimi kapıyorum ve gözümün önüne çok yaygın akciğer tutulumu olan hastaların görüntüleri geliyor. “Acaba” sorusu insanın içini kemiriyor. Ama daha inceleme odasından çıkarken radyolog meslektaşım “Akciğer tertemiz” diyor. Meğer ben içerdeyken o eş zamanlı izlemdeymiş...

   Sevinmek gerek bu sonuca kuşkusuz. Ama aklıma uzak, çok uzak bir kentteki diğer meslektaşım geliyor. Bir dönem asistanımdı. Şimdi yapay akciğerde yaşama tutunmaya çalışıyor. Çünkü akciğeri tamamen virüs tarafından işgal altında –onlarcası gibi.

   Hal böyle olunca akciğerlerimin “temiz” olmasına nasıl sevinebilirim ki. Yüzü aşkın sağlık çalışanının akciğerleri iflas ettiği için kaybedildi. Ben nasıl sevinebilirim ki. Sadece teşekkür ederek çıkıyorum radyoloji bölümünden.

   Şimdi sırada kan ve PCR sonucunu beklemek kaldı. Uzun bekleme başladı.

*

   9 Kasım akşamüstü

   Arabada yol alırken çaldı telefonum.

   Akıllı telefonlar her türlü sürprizi bozuyor. Misal; arayanın ismini gösterdiği için neden arandığını da anlıyor insan. Şimdi de öyle; enfeksiyon uzmanı arkadaşımın ismini yazdı arayan olarak akıllı telefon.

   Az sonra “pozitif” ya da “negatif” bir sonuç söylenecek bana ve o karar kısa dönemde hayatımı doğrudan etkileyecek...

   Açtım telefonu. İçten, samimi, dost bir ses: “Hadi bekliyoruz seni, ilaç başlayacağız, pozitifsin.”

   Bir insana COVID olduğu bu kadar iyi söylenebilir mi diye geçirdim içimden...

   Sonra aslında kendimi(zi) bu sonuca hazırladığımı(zı) anladım. Kan tetkikleri iyi kötü pozitife işaret etmiş ve bizi hazırlamıştı. Pekiyi bundan sonra ne olacak?

    O an insanın aklına kendi sağlığından çok, sana ihtiyacı olanların bu olaydan nasıl etkileneceği geliyor. Peşi sıra “Acaba kime bulaştırdım?” kaygısı düşüyor. Sonra “Herkese haber vereyim, hızla test yaptırsınlar kendilerini” düşüncesi kaplıyor zihni. Sağlık çalışanlarının kaderi bu olsa gerek.

   Ama öte yandan dışarıda arkanı toplayacak birisinin olduğunu bilmek, dostlarının seni izleyeceklerini öngörmek, her birisinin “buradayız, destek olacağız” mesajlarını almak ve nitelikli bir sağlık hizmetine erişebilir şanslı bir azınlık içerisinde olduğunu fark etmek iyi geliyor.

   Oğlunun sesini duymak, onunla hastalığını paylaşmak, birbirimize karşılıklı moral vermek çok iyi geliyor.

   Ve hepsinden önemlisi bir limana sığınır gibi sığınmak.

   Macera başladı, bakalım nasıl sürecek...

   (https://bianet.org/bianet/bianet/234168-bekliyoruz-ilac-baslayacagiz-covid-pozitifsin)

   (Haftaya 2. Bölüm)

  • Abone ol

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Burası Düzce Gazetesi (www.burasiduzce.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar (8)

  • Dinçer KORKMAZ
    Dinçer KORKMAZ
    21.11.2020 20:15

    Cok geçmiş olsun diyelim o zaman hocamıza. Simdi istediğiniz kadar fazladan döner sermaye ödemesi yapın sağlık emekçilerine, bu hasta olmalarına engel olmuyor malesef. Onlar işlerinin doğası gereki bu risklerin zaten farkındalar, bazen bir kuru tesekkur bile yeter. Emeklerinize sağlık.

  • Cemal
    Cemal
    21.11.2020 18:45

    Hocam bildiğiniz bulguları, her gün gördüğünüz hastaları bir meslektaşınızda da olmasını yazmak çok kolay olmasa gerek. Halen hasta olan Tum sağlık emekçilerine acil şifa diliyorum.

  • Saim Aksöz
    Saim Aksöz
    20.11.2020 01:34

    Tüm emekçi sağlık çalışanlarımızın amasız ve fakatsız, karşılık beklemeden yaptıkları çalışma ve gösterdikleri çabaya hayran kalmamak elde değil.. Hizmetlisinden teknisyenine, asistanından prof.üne kadar hepinizi kutlarım.. Hocam siz Düzce için çok güzel bir şanssınız.. Kolay gelsin...

  • ulviye dikmen
    ulviye dikmen
    19.11.2020 12:18

    Sağlık emekçisi arkadaşlarımız hepimiz için çok değerli, sevgimizi ve teşekkürümüzü iletiyorum

  • Sibel Aykutlu
    Sibel Aykutlu
    18.11.2020 17:07

    Önemli bir değer.. Acil şifalar diliyorum..

  • Fatma Özbek Kaltu
    Fatma Özbek Kaltu
    18.11.2020 16:41

    Hocam bir tanedir. Hastalara yaklaşımı, güler yüzü, şefkatli hali bambaşka. Sağlıkla uzun yıllar hizmet etmesini diliyoruz.

  • Ragıp Gökesaoğlu
    Ragıp Gökesaoğlu
    18.11.2020 15:18

    Dr peri hanım iyi ki senin gibi bir hocamız var. Düzce den eksik olma.

  • AYDIN SENGÜL.
    AYDIN SENGÜL.
    22.11.2020 21:24

    Arkadşıniza da size de sagliklar diliyorum.Hakkıniz ödenmez.... Zaten ödemiyorlar. Hak diyene gaz, hukuk diyene jop. Ömrümuz boyle bir devrana rastladı. Direnciniz sonsuz olsun.