103 VE VAGONLARI

  • 6.04.2021
  • Abone ol

   İkinci dünya savaşının en hırçın zamanlarında Almanlar, Fransızları yenmiş, Paris’i işgal etmişlerdi. Nazi Almanyası Lideri Adolf HİTLER’in ilk yaptığı şey Paris’i savaşsız teslim almak üzere bir Fransız heyeti oluşturmaktı. Paris’in en güzel yerine bir tren vagonu getirttiler o tren vagonunda teslim şartlarını ve “Versay Anlaşmasının” iptalini imza altına aldılar. Almanlar 1. Dünya savaşının mağlubiyet anlaşmasını imzaladıkları o soğuk vagonun tarihi sorumluluklarını Fransızlara da yaşatmak istiyorlardı. Aradan yıllar geçti ve Almanlar savaşı kaybetti Paris’ten Alman askerleri kaçmadan önce o tren vagonunu havaya uçurdular çünkü Almanlar o tren vagonuna bir daha girmeyeceklerdi. Biz yüzyıl’dır bu utanç vagonundayız.

   İkinci Dünya Savaşı hariç bizlerde süreçleri aynı şekilde yaşadık, tarihi bağlarımıza yabancı olduk, iddia sahibi olmak yerine kendi yağında kavrulmak gibi mikro hedeflere yoğunlaştık. Endüstri devrimini yakalamak yerine tarım yapacaktık. Hammadde aramak yerine tarikat ve cemiyetlerle uğraşacaktık.  Türkiye bir daha savaşmayacak, etrafı ile ilgili iddialı kelamlar ve ülküler hayata geçirmeyecekti. Nitekim biz harfiyen anlaşmaya uyduk Sevr gereği, Lozan gereği, Montrö gereği…

   2021 yılında hala uymaya devam ediyoruz, zihniyetlerimiz başka hiçbir tarafa odaklanmıyor, yenisini yaptırabiliriz, imzalatabiliriz dirayeti en ufağından en büyüğüne hiç kimse de vücut bulmuyor. Bu rezil ve de zelil durumu da kahramanlık gibi savunuyorlar.

   Türk İstikbalini denizlerde savunmaya yemin etmiş güya ömrünü buna vakfetmiş akıl ve izan yoksunu “103 bunağı” tüm Türkiye olarak izledik. İki hafta önce bir amiralin cübbeyle namaz kılması üzerine başlayan sürecin devamında, “irticai faaliyete karışmak askerlikten atılma nedeni olmayacak” haberi ile birlikte bu baykuşlara gün doğru. Kanal İstanbul ile belki geçmişe bir sünger çekeriz diyen ben ve benim gibi “Enverilerin" hayalini süsleyen büyük başkaldırıya saçma sapan bir itiraz geldi. Beyefendi hazretleri Deniz kenarında KDV’siz ordu evi lüksü ile hayatının tüm ekonomik yükünü yüklediği millete yine bir ağırlık yüklemekten vazgeçmedi.

   NATO’da öğrendikleri Lozanı, Montröyu sanki galip bir ülke olarak bizim istediğimiz koşullarda kaleme alınmış gibi savunuluyor. Bre gafil!5 bin yıllık tarihin yüz karası, kaybettiği savaşın anlaşmasına bu kadar sadık başka bir enbesil var mıdır? Adamlar gaflete 20 sene dayanamazken biz 100 yıldır bu zihniyetsizlerin balanslarıyla uğraşıyoruz.

   Aslında konunun nerde başladığını çok iyi idrak etmek lazım gelir. Cumhurbaşkanı Erdoğan 2016 yılında Batı ve egemen devletlere karşı stratejik söylem geliştirmişti. “Türkiye Şengay 5’lisinde neden olmasın” sorusu ile ülkenin NATO çıkmazından uzaklaşabileceğini, farklı bir yolunda mümkün olduğunu bizlere gösterdi.  Tabi bu hamle milli stratejiyi sadece batıcılık ve laiklik üzerine kuran bu “elit biraderi” bir hayli kızdırdı. Ben kuyruk acılarının bu ayrım olduğu konusunda adım gibi eminim. Çünkü bu zihniyet 60, 63, 74, 80 dönemlerinden 28 Şubat, E-Muhtıra gevzekliği ve 15 Temmuz’a kadar darbeci faaliyetlerle büyümüş, cuntacılıkla kök salmış “Gladyonun”ta kendisidir.

   İltica geliyor ile yarım asrını yedikleri bir milletin şimdi yüzyıl önce imzalanmış “pas tutmuş prangalarını” yeniden cilalama derdine düştüklerini son saçmalıkla tekrar açık ettiklerini gördük.

   Ne hazindir ki kendi ülkesinin stratejisini bile siyasi hamaset ile içine sindirmeyen, baltalayan bir kitleyi yıllardır sırtımızda taşıyor. Tanıdığımız imtiyazlar ile bu garip milletin üstüne yük etmeye devam ediyoruz.

   İşte bir milletin kaderi böyle minnet duygusundan uzak insanların devlet yapılması ile çöküyor. Bu milletin verdiği emeğin, alın terinin karşılığını asla veremeyecek bu 103 bunağı askeri okullara gönderdi, kendisi aç yatarken bunlar devleti temsil etsin diye en güzel kıyafetleri giydirdi. Fransız balolarında ellerindeki şarap kadehlerinin parasını nadasa bırakılmış harmanlardan çıkardı bu millet. Çocuğuna önlük almadı vergisini verdi. Bunların Marmarislerde, bodrumlarda vergisiz algısız sekülerist naralar atmasını sağlamak için mi canını dişine taktı. Tarla kavruğu Anadolu insanın başını dik tutsunlar dedik yaban ellerde en güzelini giydirdik, yedirdik, içirdik…  Her .oku öğrendiler nü resim yapmaktan, piyano çalmaya, Saint Josep’te çocuk okutmaya ama bir tek bu memleketin insanını sevmeyi öğrenemediler. İzmir’in dağlarında anason kokulu çiçekler açtı vatandaş kuru ekmeğe muhtaçken ses etmediler.

   Londra’da, Münih’te gördükleri o batılı insana taptıkları kadar Anadolu insanına inanmadılar, siyasi tercihlerinin hep karşısında yer aldılar, oyunu küçümseyip zihinlerinde alçalttılar.

   Millet hala uyanmadı 15 Temmuz falan hep reklam arası idi. Fakat bu millet bir uyanırsa vallahi billahi donunuza kadar hakkım der alır benden söylemesi, haddinizi bilin, kendinizi bilin...

  • Abone ol

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Burası Düzce Gazetesi (www.burasiduzce.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.