BİR YİĞİDİN ARDINDAN...

  • 25.03.2016
  • Abone ol

 

Bundan 7 sene evvel; 23 yaşındayım, saçlarım siyah, zihnim pak, hayatım; hayalperest bir inanmışlığın çemberindeydi. Hareket her saniyemize hakim, cesaret tepeden tırnağa sirayet etmişti. Delikanlıydık. Alperenliğinbir neferi, Muhsin Başkanın evlatlarıydık.

O hengâmeli güne yine bir koşuşturmacayla başladık. Sorun sıkıntı derken bir telefonla hayatımızın akışı değişti. Bir deprem dalgası hiç öncü sarsıntı olmaksızın yıktı dünyamızın tüm inşa edilmiş duygularını... Muhsin Başkanın helikopteri düşmüş akıbet belirsizdi. Soluğu önce Kayseri’de aldık, sonra Keş Dağlarında... Tam 3 gün biz bizi aradık...

Hani okyanusta bir gemi azgın dalgaların arasında kalır ve her dalga suları güverteye doldururken bu gemi Nuh’undur batmaz dersinde güvenirsiniz ya; işte öyle bekledik gelecek diye...

Umutlarımız tevazuya dönüştü, isyan beslemesi gerekirken, hayal kırıklıklarımız telafisiz kızgınlıklara... İhmale, intikama, dik duruşa, düz duruşa kurban ettiler mahallemizin en delikanlısını...

Şiir tadında resimleri, iki kelimelik anıları, yutkunsak düşecek gözyaşları yaptılar. Vicdansızlar. Muhsin Başkanı yüreklerde yaktılar, ham değildi, kam emici değildi, simsar değildi, kaypak değildi, adamlık türkülerine miras bıraktılar.

Her garibin kapısız derdini dinleyen, her yetimin nesepsiz gönlünü hoş eden, takvayı Allah’a kulluk gören, yanındaki tüm bizim gibi acizlerin açıklarını tebessümle telafi edendi. Kah kollarını sıvayıp tarlada, kah elinde kalemle monşer tahtada, kah anasıyla Mekke’de, kah bir yiğidin düğününde ağırlama halayında...

İnsandı ve İslam’dı...

Para müdanası olsa akardı, itibara müdanası olsa yağardı, makam mevki arzulasa alırdı.Dünya’da anasına aldığı ev ile övünecek kadar yüce gönüllü, bir evladının sorununu çözdüğünde bir dünya kurtardım diyecek kadar büyüktü. İktidar değil muktedirdi...

3 günlük dünya diye vurduğu mühür hayatlarımıza, birçok şairin, ozanın yazdığı her şeyi sildi geçti. Velhasıl fırıldak olmaya gerek yok dedi ve gitti...

Boşverin ona yapılan işkenceleri, elektrikleri, filistin askılarını, tenasul uzuvlarından yapılmış iğrençlikleri Muhsin Başkan katilinden bile helallik isteyen bir İsmail’di...

Siyasetçi olarak değil bir baba, bir ağabey, bir yoldaş olarak yaşadı, kimseyi satmadı, kimseyi suçlamadı Milletini ayrım yapmaksızın emmi dayı bildi. Diyarbakır’da her evde kapısı, Edirne’de her evde odası vardı. Ondandır ki her yerde gözyaşı cemaatiyle cenaze namazı kılındı.

Muhsin Yazıcıoğlu Türktü, Kürttü, Çerkezdi, Gürcüydü, Romandı ama meyyus değildi. Bu toprağın aşk tadında delikanlısı sayfaları daha dolmamış en güzel kitabıydı...

Aradan 7 sene geçti, saçlarımız ağardı, zihnimiz körerdi, hayatımız acı gerçekle tanıştı, dakikalarımız zamanımız karıştı, tedbir korkaklığı yakamıza yapıştı ve her şey çok değişti amma hala Muhsin Başkanın acısı dinmedi... Yüreğimize bir soğuk su düşmedi...

Başkanım, azizim, yiğidim...

Gönlümüzdesin, kalbimizdesin, ömrümüz senin...

  • Abone ol

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Burası Düzce Gazetesi (www.burasiduzce.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar (1)

  • İLBİLGE
    İLBİLGE
    18.04.2016 14:03

    Kalemine sağlık kardeşim.