Mevkiimiz kalıcı sorunlar güncelleme

  • 31.01.2020
  • Abone ol

 

   Tarih: 29.12.2017         

   Yazı Başlığı: Mevkiimiz Kalıcı Sorunlar

   Bu yazımı yeniden okuduğumda geçen zaman ile değişenleri paragraf içinde ekleyerek sizinle paylaşmak istedim...

   *Merhaba, yine bir Kalıcı Konutlar meselesi ile beraberiz. Adına uygun sanırım burada olay “Kalıcı Sorunlar.” (2020: Değişen az şey var.)

   *Ulaşım sorunları, özellikle sabah ve akşam iş, okul giriş-çıkış yoğunluğu, iklimin getirdiği zorluklar, çevre düzenlemesi, parklar ve yer yer çöp sorunları… Başıboş aç kalan köpeklerin yarattığı korku ve iş merkezlerinden birinde yaşanmaya devam eden huzursuzluklar. (2020: Değişen tek şey artık köpeklerimizle daha iyi anlaşıyoruz yanlış anlaşılmasın vatandaşlar olarak yani, hemen her yerde onlar için yiyecek görebilirsiniz. Böyle olunca genellikle toklar ve saldırgan değiller. Sorun olduğunda bir telefonla hemen yanınıza gelen güzel kalpli insanlar var mesela. Kedi tele mi dolandı, köpek mi yavruladı... Hasta bir hayvan mı var?)

   Peki iş merkezinde yaşanan problemler.

   * 3. Bölgedeki iş merkezinde boş, resmi olarak kullanılmayan odalar var. Bir süredir bu odalar kilitli. Neden boş diye sorarsak, bazı belediye birimleri için ayrılmış fakat bir sonuca varılamamış.

   İşte o boş odalarda olaylar olaylar… Artık kilitliler tabii.

   Şimdi tam olarak bana anlatılan şu: İş merkezinin içinde ve dışında geceleri alkollü içecek içiliyor. Bunu yalnız ergenler değil, olgun yer yer meslek sahibi insanlar yapıyor. Bazen gündüzleri de masaların kurulduğu olmuş. Alkol dışında uyuşturucu kullanıp intihara kalkanlar da bu merkezin tepesine çıkıvermiş. Çok ambulans çağırmışlığımız var diyor bir esnaf.

   Gel zaman git zaman pek çok müşterinin ayağı kesilmiş iş merkezinden. Yine şükür deseler de belli ki esnaf bu durumdan oldukça mağdur.

   Hakikaten sorun var ve bu sorunlar yıllardır devam ediyor, yetkililer ve basın konudan haberdar…

   Bu iş merkezi sorununu parantez içinde güncellemek beni rahatsız ediyor.. Sene 2020’ye gelelim.

   Çünkü artık orada belediyenin bazı birimleri var ve esnaftan iş merkezinden kopuk. Hatta yakında kata direk giriş yapılması düşünülüyormuş esnafın dediğine göre. Şaka ya da bir yanlış anlama olmalı.

   Nihayet merkezimiz canlanacak, sıkıntılar bitecek diye sevinen esnaf hala boş odalardaki bağımlılar, merkezin kırık kapıları ve içeri sığınan onlarca köpekle başbaşa. Ancak pasajda görünen tek sıkıntı içerde sigara içilmesi...

   Bütün kapıları kırık ve karanlıkta türlü bağımlının meskeni buz gibi olan iş merkezinde sigara denetimini duyunca Kemal Sunal’ın Gülen Adam’ı aklıma geldi.

   Zaten açık hava sayılır, siz merkezin görünen çatısına bakmayın... Yıllardır bitmedi dertler, üstüne ne zaman umut ışığı yansa yine bir hayal kırıklığı oluyor. Düşünün koca belediye orada hizmet vermeye başladı bir tabela yok, dışardan bakıldığında atıl bir bina. Çevre düzenlemesi zaten yok. Bir dış cephe, çevre bakımı, tadilat çok mu zor?

   Dilekçeler yazılır, gel-gitler yapılar, gazeteler yazar, yetkililer gider bakar...  Ar arar...

   Sonuç nedir? Kapılar esnafın sorunu, içerdeki hayvanlar esnafın sorunu, siftah esnafın sorunu, doğalgazsızlık esnafla mal sahibinin sorunu, bina tadilatı çevre düzeni esnafın sorunu... Hiç mi devletin bir yükümlüğü yok, belediyenin yükümlülüğü yok?

   Asayişi de mi esnaf sağlayacak? Herkes kendi adaletini kendi mi sağlayacak?

   Yaralı parmağa işemeye işemeye parmağın yolu kangren ya işemeyenin, işeyemeyenin yolu?

   Çok mu ayıp ettim şimdi ben bu benzetmeyle! Ya da komik mi oldu?

   İşte biz Kemal Sunal’ı bundan sevdik. Gülen Adam’ı, Bekçiler Kralı’nı bundan sevdik.

   Filmde Bekçiler Kralı Şaban’ın tüp kuyruğunda doğan çocuğa isim bulması istenir. Şaban sırasıyla tüper, ertüp, tüptürk, türktüp, yılmaztüp, tüperman, tüpaslan, gaztürk, gazer isimlerini düşünür. “Tüptürk olabilir mi? Son derece sakıncalı bir durum siyaseti çağrıştırıyor” repliğiyle dönemdeki kamplaşmaya vurgu yapar. En son çocuğun adını İsmail Hakkı koyar.

   Ya da tüp kuyruklarında bir kız ve erkeğin tanışması, evlenmesi ve kadının yine tüp kuyruğu beklerken doğum yapması, tüp kuyruğunda doğum sırasında Bekçi Şaban’ın “çocuk erkek olsun ülkeye asker lazım” repliği.

   Sanat budur. Sevseniz de sevmesenizde. Dokunur, ayıklar, tırmalar, gözler, gösterir.

   Sanat hem toplum hem sanat içindir.

   Ya gazetecilik nedir?

   Duymak, görmek, bakmak, hissetmek, dinlemek, anlatmak, anlamak aracı olmaktır.

   Hizaya çekemedikleri diyorsa ki “sorun var”, vardır. Mesela otobüsler sorunludur. Sorunu görmeyenlerin geçici körlükleri vardır. Sebeplere bağlı. Bu sebepler biz gazetecileri ilgilendirmez. Baskı, iftira, çekiştirmeler, reklam kesmeler, ilan çekmeler, sopa göstermeler Düzceli gazetecilere dokunmaz.

   Malum Düzcelilik ruhu!

   Kalem, bilgi ve dürüstlük iftiradan ve paradan güçlüdür. Sevgiyle...

  • Abone ol

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Burası Düzce Gazetesi (www.burasiduzce.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar (1)

  • Ahmet besla
    Ahmet besla
    15.02.2020 18:17

    Düzceyede Kemal sunal gibi bir siyasetçimi lazım bakanlık yapmış belediye başkanımız var varoglu var ama neden sorunlar hep aynı. kardüz efteni otel tabiat parkı trafik sorunu park sorunu katı atık çevre yolları düzcespora stadyum saymakla bitmiyor sorunlar. halletmesi gereken yetkililer nerede neyle meşgul . bunu düzce halkının sorgulaması lazım