OTURACAKSIN, REKTÖRLÜĞÜNÜ YAPACAKSIN

--AK Parti Düzce Milletvekili İbrahim Korkmaz, DÜ Rektörü Funda Sivrikaya Şerifoğlu ve Düzce Kalkınma ve Tanıtma Vakfı Başkanı Veysel Çakara verdi veriştirdi. Korkmaz Rektör için; “Ben bir hanımefendiye yalancı demek istemem ama söylediği hiçbir söz doğru değil” derken, Çakar için ise; “Ben onlara adam olmanın ne demek olduğunu öğreteceğim” dedi.. --İbrahim Korkmaz bazı anlattıklarında Düzce Valisi Vasip Şahini şahit gösterirken, öte yandan, İl Başkanı Metin Kaşıkoğlunu kastederek, AK Parti içinde bu konuya gireceklerin kendisinden dinlemeden ve anlamadan hiç kimsenin hiçbir şey yapamayacağının özellikle altını çizdi. Korkmaz; “Mayınlı tarlada yürümeye benzer bu iş” dedi..

OTURACAKSIN, REKTÖRLÜĞÜNÜ YAPACAKSIN
27.07.2012 - 11:35

 

RÖPORTAJDA ÖNE ÇIKAN BAŞLIKLAR;

 

   İbrahim Korkmaz diyor ki;

 

--- “REKTÖR ADALETSİZ UYGULAMALARINA SON VERSİN”

 

--- “BEN ONLARA ADAM OLMANIN NE DEMEK OLDUĞUNU ÖĞRETECEĞİM”

 

--- “BENZİN CEBİMDE GEZİYORUM BEN”

 

--- “BEN BU KADAR YALAN KONUŞAN, HAYATIMDA GÖRMEDİM”

 

--- “REKTÖR KARAKTERLİ VE AHLAKLIYSA DER Kİ;……………………”

 

--- “VALİ BANA ŞÖYLE BİR DOKUNDU”

 

--- “VALİ; ‘HAYRET ETTİM, BÖYLE ŞEY OLABİLİR Mİ?’ DEDİ”

 

--- “OTURACAKSIN, REKTÖRLÜĞÜNÜ YAPACAKSIN”

 

--- “KİMSENİN KENDİSİNİ KURTARICI, KAHRAMAN GÖRME DURUMU YOK”

 

--- “VEYSEL BEY BUNLARI SÖYLEMEDİĞİNE ŞEREFİ VE NAMUSU ÜZERİNE YEMİN   EDEBİLİYORSA, BEN YALANCININ BİRİYİM”

 

--- “REKTÖRE; ‘YARIN AKŞAM PARTİYE BEKLİYORUZ, GELMEZSENİZ BİR DAHA GELME ŞANSINIZ OLMAYACAK’ DEDİM”

------------

 

   AK Parti Düzce Milletvekili İbrahim Korkmaz Gazete burasıdüzce'nin yazı işleri ve yazı ailesi ile biraraya geldi. Özellikle son günlerde kamuoyunun gündeminden düşmeyen Üniversite ve vakıf yöneticileri ile ilgili açıklama yapmak istediğini belirten Korkmaz;“Hiçbir şey off the record değil ona göre konuşalım” dedi..

 

   Sözlerine başlarken Gazete burasıdüzce'ye geliş sebebini açıklayan İbrahim Korkmaz; “Düzce kamuoyunda şöyle bir algı var; İbrahim Korkmaz bütün işini gücünü bırakmış Düzce Üniversitesi ile uğraşıyor, üniversitenin bütün işlerini engelliyor. Üniversiteye sıkıntı çıkartıyor ve üniversiteye zarar veriyor. Sonuçta başrollerde ben varım. Bünyamin Bey ve Orhan Kılıç ikinci aktörler. Geçtiğimiz haftalarda Üniversitemiz Rektörü ile kahvaltı da (Gazetemizin Cumartesi kahvaltısından söz ediyor) biraraya geldiniz. Oradaki görüşmeleriniz ile ilgili yazılarınızı okudum. Tabi bu yazılarınızdan bende bir intiba oluştu.. Herşey off the record olduğunu söylediniz. Bu durumdan rahatsızlık duyduğunuzu yazılarınızdan sezinledim. Hiçbir şekilde gizli saklı hiçbir şey bırakmayacağım. Herşeyi söyleyeceğim” şeklinde konuştu.

 

   İşte İbrahim Korkmaz'ın röportajı..

 

   “REKTÖR ADALETSİZ UYGULAMALARINA SON VERSİN”

 

   Fatih Melih Maradit : En son sorulması gereken soruyu en önce soracağım. Rektör hanımdan ne yapmasını istiyorsunuz?

 

   Rektör hanımdan yapmasını istediğimiz çok özel bir şey yok. Klasik şeyler istiyoruz. Birincisi Düzce Üniversitesi’ndeki adaletsiz uygulamalarına son vermesini istiyoruz.

 

   İkincisi Düzce Üniversitesine yakışmayan kadrolaşmadan vazgeçmesini istiyoruz. Üçüncüsü Düzce Üniversitesi’ni olması gereken yere getirmek için çalışma yapmasını istiyoruz. Bunların üçünü de yapmadığını düşünüyoruz. Üç ana başlık, diğerleri tali başlıktır. İsterseniz bunların altlarını açabiliriz.

 

   Biz Düzce'nin turizmle kalkınması gerektiğini söylemiştik, tarım kenti olmasını, ekolojik tarımın merkezi olması gerektiğini söylemiştik. Üçüncü ayakta Düzce bir üniversite şehri olmalıdır, demiştik. Hayalimizdeki üniversite çok kısa bir sürede 50 bin talebeye ulaşmış, yerleşke alanını modern bir şekilde büyütmüş bir üniversite özlemi içerisinde olduğumuzu her yerde söyledik.

 

   Dev bir öğrenci kitlesinin olmasının buraya çok artı getirecek olduğunu düşünüyoruz. İktisadi, kültürel, sosyal olarak. Bunun olmadığını düşünüyoruz.

 

   En bariz örnek vereyim ben size. Düzce Üniversitesinin kaç öğrencisi var? 11 bin öğrenci var. Peki, siz bu 11 bin öğrencinin kaç tanesinin yerleşkede okuduğunu biliyor musunuz? 2 bin 400 tanesi. 11 bin öğrencinin 2 bin 400'ü hariç hiçbiri ana yerleşkede değildir. 4 bin küsur tanesi Uzunmustafa'daki o mezbelelik Meslek Yüksek Okulu’ndadır. Diğerleri ise Kaynaşlı hariç diğer M.Y. O'lardadır. 9 bin küsur öğrenci M.Y. O'larda okumaktadır.

 

   Hiçbir tanesinde rektörün hiçbir etkisi yoktur, yardımı da yoktur. Düzce Üniversitesi bütçesine biz bu yıl 84 milyon lira koyduk. Alınan ek paralarla bu 100 milyonu çoktan geçti. Daha da geçecek. Düzce Üniversitesi yerleşkesi Türkiye'nin en pahalı, öğrenci maliyeti en yüksek yerleşkesidir. En son kurulan 15 üniversite arasında her dönemde en fazla payı alan Düzce Üniversitesi olmakla beraber, en az öğrencisi olan üniversitelerden bir tanesidir, hemen hemen sonlardadır.

 

   “İNSANLARI ALDATIYORSUNUZ…”

    “AMACIM REKTÖRLE TOKUŞMAK DEĞİL”

 

   Alev İşler: Devletten gelen para, öğrenci sayısına bölünerek hesaplama yapılıyor değil mi? Yerleşkedeki 2 bin 500 öğrenciye bölünerek mi hesaplanıyor?

 

   Bakın şimdi devlet olarak biz Düzce Üniversitesine para veriyor muyuz?, yardım ediyor muyuz, yatırım yapması için. Kaynaşlı'ya okul yapacaktık, sayın rektör para vermedi, yine biz verdik. Otobanın sağında ve solundaki yeri tahsis ettik, süresi doldu. Sayım rektörüm dedi ki ‘Siz burayı kendiniz yaparsanız yapın. Biz yardım edemeyiz, ana yerleşkeyi yapmamız gerekiyor.’

 

   İşletme fakültesi için Akçakoca'ya bir yatırımımız var. Sayın Rektör oraya da bir kuruş vermiyor. Düzce M.Y.O'yu da Fibrobeton'a havale etmeye çalışıyor. Şimdi siz bana “12 bin öğrencim var” dediğinizde doğru söylerken yalan söylüyorsunuz, insanları aldatıyorsunuz. Bu yatırımdan faydalanan öğrenci sayısı 2 bin 500'dür. Benim amacım sayın rektörle tokuşmak da değil.

 

   “KİMSE KİMSEYLE OYNAMASIN”

   Biz Düzce Üniversitesi’nin yatırımlarının doğru yerlere aktarılmasını da istiyoruz. Şimdi, son bir hastane olayı çıktı ortaya ve vakıfla benim aramda bir gerginlik oldu. Bu hastane olayından ek bina olayından yani ne ilmim var, ne haberim. Gazetede yazılar çıkıyor ve Bünyamin Bey’le ben dövülüyorum.

 

   Ben Bosna’daydım. İnternetten bakıyorum, Düzce’de neler olmuş.

 

   Baktım vakıf bana giydiriyor.

 

   Bir vakıf düşünün içindeki hiçbir tanesi kantinden başka bir şey bilmiyor ve ben bu üniversitenin geçmişten bugüne kadar her taşında emeği olan bir insanım.

 

   Ben yatırıma engel olan bir insan pozisyonuna sokuldum, sonra Bünyamin Bey'le görüştüm bana ‘Olay bundan, bundan ibaret’ dedi.

 

   Ardından Veysel Çakar'a telefon açtım, ‘Veysel ağabey biz seninle yıllardır tanışırız. Bizim aramızda bir fincan kahve hatırı vardır ya hani bir sürü kahve var. Çok mu zordur bana ulaşmak ve konuşmak ki benim aleyhimde böyle bir açıklama yapıyorsunuz. Bir kere sorma ihtiyacı hissetmiyorsunuz’ dedim. 

 

   Kimse kimseyle oynamasın. Maske takmayalım.

 

   “KİMSENİN KENDİSİNİ KURTARICI, KAHRAMAN GÖRME DURUMU YOK”

 

   D.Ü. konusunda, ‘bu işin siyasi bedeli ne olursa olsun ben öderim’ dedim. Bu basit bir laf değil. Eğer ben bu lafı söyleyebiliyorsam o zaman birilerinin demesi lazım ki; bu adam neler söylüyor.

 

   Şimdi Metin Bey, ben bunu kendisine de söyledim; herhangi birisi benim ile bu konuyu istişare etmeden yapamazsın. Mayınlı tarlada yürümeye benzer bu iş. Ben kendi partimde de söyledim, herkes, dedim, haklarına dikkat edecek.

 

   Yani bu işin sonu nereye gider, ben anlamam.

 

   Öyle kimsenin kendisini kurtarıcı, kahraman görme durumu yok..

 

   Bakın bir şey söyleyeceğim. Düzce Üniversitesi'nin problemlerinin benden dinlemeden, anlamadan hiç kimse hiç bir şey yapamaz. Açık ve net.

 

   “BEN ONLARA ADAM OLMANIN NE DEMEK OLDUĞUNU ÖĞRETECEĞİM”

 

   Ahmet Altun: Sizin yorumunuz nedir?

 

   Şu ortamda bir hukukçu, bir gazeteci ve Düzceli olarak sizlerin yorumlarınızı çok merak ediyorum. Ben burada mağdurum. Burada ben bir siyasi olarak halkın gözünde üniversiteyle karşı karşıya gelmiş bir insanım. Önce bunu konuşalım.

 

    Vakıfla ilgili açıklama yapanlara çok ağır bir ifade kullandım. “Adam olun” dedim. Onlar benim ne demek istediğimi gayet iyi anladılar.

 

   Biraz daha ileri gitsinler, ben onlara adam olmanın ne demek olduğunu öğreteceğim. Bunu da bilin yani. Adam olmak, konuştuğun lafın sonuna kadar arkasında durmakla olur. İbrahim Korkmaz'ı yalanladım, dediğin anda sen adam değilsin. Adam olsan uydurduğun lafı yemezsin ve 18 gün sonra böyle bir açıklama da bulunmazsın.

 

   “VEYSEL BEY BUNLARI SÖYLEMEDİĞİNE ŞEREFİ VE

     NAMUSU ÜZERİNE YEMİN   EDEBİLİYORSA,

     BEN YALANCININ BİRİYİM”

 

   Fatih Melih Maradit: Siz kendileriyle telefon görüşmesi yapmadınız mı?

 

   Ben telefon görüşmesi yaptıktan sonra, Bosna'dan geldim bir de iki saat yüz yüze konuştum. Meclise de gittim ve Bünyamin Beyi dinlediniz mi? diye Veysel Çakar'a sordum. Dinlediğini ve Bünyamin beyin doğru söylediğini söyledi. “Biz yanlış yapmışız” dedi. Veysel bey bunları söylemediğine şerefi ve namusu üzerine yemin edebiliyorsa ben yalancının biriyim.

 

   “BENZİN CEBİMDE GEZİYORUM BEN”

 

   Fatih Melih Maradit: Peki o zaman sizce neden basına böyle bir açıklama gereği duydular?

 

   Ben Veysel ağabeye onurumu, gururumu iade etmesini söyledim.

   Bir de diyor ki “biz gerekeni yapacağız..”

   Bir dakika ya. Hayırdır yani?

   Tek mi gördün sen beni.

   Ne yapacakmışsın? Gücün neye yetiyor?

   Eğer meydana çıkmak söz konusu oldu mu, benim için hiç sorun değil. Benzin cebimde geziyorum ben.

 

   Bu tavırlar çok yanlış. Ama sebebini bilmiyorum onu siz bulacaksınız. O söylemiyor çünkü.

 

   Ben şimdi kalkıp ne diyeyim yani? Bu vakıfın komisyonunun 3 tane mi üyesi var. Siz 18 gün sonra altında kimin imzasının var olduğu belli olmayan, TSO'dan gönderilmiş bir açıklamayla günü kurtarıyorsunuz.

   Vakfı yatırmamız gerekiyorsa yatırırız.

 

   “REKTÖR EĞER KARAKTERLİ VE AHLAKLIYSA DER Kİ; ……………..”

 

   Ulviye Dikmen: Vakıf üniversite kantin işletmeciliğini sürdürüyor..

 

   Kantin, kuntin, antin, kuntin bilmiyorum. Onları konuşacağız. Onları da bir yatırırız bir daha nasıl kalkarlar bilmem. Zamanı gelecek. Bizde bu vakfın üyesiyiz doğal olarak, bilmiyorum nasıl bir şeydir. Biri kurmuş, yazmış. Bakın size bir şey söyleyeyim mi? Benim de sürem biter giderim, rektöründe süresi biter gider. Bende size dönüşürüm. O zaman birbirimizin yüzüne bakabiliyor muyuz? Bakamıyor muyuz? O önemli.

 

   Benim onurumla oynanmıştır. Rektör eğer karakterli ve ahlaklıysa der ki; “Sayın milletvekilimizin bu işle hiçbir alakası yok..”

 

   Bunu kamuoyu önünde söyleyecek, off the record yok.

 

  “YARIN AKŞAM PARTİYE BEKLİYORUZ,

    GELMEZSENİZ BİR DAHA GELME ŞANSINIZ OLMAYACAK”

 

   Fatih Melih Maradit: Bir de, Rektör Hanım, AK Parti il binasına çağırılmadığını, davet edildiklerini söyledi. Doğru mu bu?

 

   Öyle bir şey yok. Çok açık söylüyorum, şahitleri de belli. Osman Çakır, Kadın Kolları Başkanımız, İl Başkanımız. Burası pencere, karşısı duvar dibi, karşıma rektör oturdu. Ben yanımı boş bıraktım. Rektörün yanında Nigar Demircan Çakar, Safinaz Ataoğlu. Orada boş yer var, ben yanıma dosyaları koymuşum, o kalktı geldi. Merdivenci, oradan geçti nasıl geçtiyse yanıma oturacak. Dedim ’burada oturmayacaksın, şuraya oturacaksın.’ Kibar da değil “geç orda otur” dedim. “Siz orda oturacaksınız dedim. Biz de burdayız..” Bunları ortamı anlamanız için söyledim. Ortam böyle bir ortam.

 

   Bir gün önce ben eski il başkanı Mustafa Yılmaz'a “ara ve çağır onları” dedim. Derhal Düzce'ye gelip bizimle görüşmeleri lazım. Çünkü benim telefonum kilitlenmiş olaylardan dolayı, herkes beni arıyor ve ben çıldırmak üzereyim. Bize muazzam bir baskı var. Dedi ki 'Ben İstanbul'dayım konferansım var, gelemem, en erken Cumartesi gelirim'... Toplantısının ne zaman olduğunu sordum, o akşam olduğunu, ertesi gün de gündüz toplantısı olduğunu dile getirdi. “Yarın akşam partiye bekliyoruz, gelmezseniz bir daha gelme şansınız olmayacak" dedim bende..

 

   “HALA YALAN SÖYLÜYOR”

 

   Fatih Melih Maradit : Ağır olmuş biraz..

 

   Yoo gayet nazik bir davet. O toplantıda ben ona dedim ki; "Sen benim hakkımda YÖK yürütme kurulu üyesi Durmuş Günay'a böyle böyle böyle söyledin” dedim. Dedi ki, hayır ben böyle bir şey söylemedim. “Hanımefendi şu gün, şu saatte Durmuş Bey sizi aradı, size şu şu soruları sordu, siz bunun karşılığında bunu söylemediniz mi?” dedim.

 

   İnsan bu kadarını söyleyince karşısındakinin ne yapması lazım?

 

   Hala yalan söylüyor. “Hayır, söylemedim” diyor.

 

   Bende “hanımefendi o konuşma yapılırken ben oradaydım, dinledim konuşmanızı” dedim.  

 

   Niye bu kadar yalan konuşuyorsun, buna ne gerek var. Ben bir hanımefendiye yalancı demek istemem ama söylediği hiçbir söz doğru değil. Ben bu kadar yalan konuşan, hayatımda görmedim.

 

   “VALİ BANA ŞÖYLE BİR DOKUNDU”

 

   Örnekle söyleyeyim, yazın bunları.

 

   Gitsin o güvendiği dağlar kurtarsınlar onu.

 

   Müftülük binasındayız. Zahidül Kevseri derneğinin düzenlemiş olduğu bir anma toplantısı. Kürsüye çıktım dedim ki; "Sayın Rektörümüzden bir talebimiz var, Zahidül Kevseri ile ilgili bir enstitü kurulmasını ve bu enstitüyü destekleyecek bir fakülteyi Düzce'ye kazandırmasını kendilerinden bekliyoruz.”

 

   Rektör hanım yerinden kalktı, sahneye çıkmadan döndü salona; “Zahidül Kevseri ile ilgili bir enstitü kurmak için biz YÖK'e yazı yazdık, cevabını bekliyoruz” dedi. “Fakülte için bir şey söyleyemem ama enstitü için yazısını yazdık” dedi.

 

   Vali bana şöyle bir dokundu.

 

   Yani 'Gördün mü bak, sen böyle diyorsun ama kadın senden önce bu işi yapmış" der gibi..

 

   Dedim ki “Yalan söylüyor.."

 

   Vali bey “Hocam yapma buna da mı yalan diyorsun?” gibisinden bir vücut dili kullanınca, ben de “Üniversite'de böyle bir yazışma olsa benim haberim olur” dedim..

 

   “VALİ BEY; 'HAYRET ETTİM, BÖYLE ŞEY OLABİLİR Mİ?' DEDİ..”

 

  MARKA'da gerçekleştirilen bir toplantı esnasında rektör hanım kendisine ayrılan yerin haricinde, “Şuraya oturabilir miyim?” diye sordu. Bende tabi ki oturabileceklerini söyledim. Yanıma oturdu. Ara sıra bazı konularda konuşur, istişare yaparız. Yine aynısını yaptık.

 

   Toplantı iki saatten fazla sürdü. Bitti kalkıyoruz.

   Rektör bana; "Sayın vekilim, sizin Zahidül Kevseri Derneğinin kurucusu olduğunuzu ben o akşam ki toplantınızda dinledim, çok memnun oldum” dedi. Kendilerinin Zahidül Kevseri enstitüsü kurmak için karar çıkartmak istediklerini söyledi.

 

   “VALİ ÖLMEDİ DAHA”

 

   Bakın şimdi vali, aynı vali, ölmedi daha.

   “Evet” dedim bende.

 

   Rektör ise bana 'Siz DÜ 'den ayrılmış bir öğretim görevlisi, hem arkadaşımız, hem derneğin kurucusu, hem de bu işleri bilen birisi olarak bizim senatomuzu şereflendirseniz, bize bu işi anlatsanız, senatomuzu bu işe ikna etseniz' dedi. “Bir tarih belirleriz geliriz” dedim. Teşekkür etti bana ayrıldık gitti.

 

   Döndüm baktım Valiye, bizim uzuna (İsmail Bayram); “Nasılsınız iyi misiniz?” dedim.

 

   Vali bey “Hayret ettim, böyle şey olabilir mi?” dedi..

 

   “OTURACAKSIN, REKTÖRLÜĞÜNÜ YAPACAKSIN”

 

   Ahmet Altun ; Rektör hanım da kendi açısından konuşarak ifade ediyor, saldırı var, diyor. Siz de kendinizi dile getiriyorsunuz. Bu durumu nasıl sonlandırabiliriz?

 

   Üniversiteye saldırı var. Söyleyeyim saldırıları. Birinci saldırı, Bünyamin Dikiciler'e yapılan saldırı, ikinci saldırı İsmail Özdemir üzerine yapılan saldırı, üçüncü saldırı Recep Özmerdivenli üzerine yapılan saldırı, dördüncü saldırı -ki o adamla hiçbir ilgim yok- hastane müdürü sanırım.

 

   En son o aşk hayatı falan- filan. Böyle ayak işlerine girmem ben. Girilmesine de müsaade etmem kendi çevrem içerisinden.Ben bir vekil olarak sizlere soruyorum. Bünyamin Bey’in odası basılacak -ki bir öğretim üyesinin odası basılmaz-.. Bu ahlaki bir tavır değildir.

 

   Son 5 yılda 30 gün izin yapmamış, bütün hayatını bu üniversitenin hastanesinin kalkınması için vermiş bir adam, sizi seçimde ağır bir hezimete uğratmış diye, “yok altımı oydu” diye, böyle bir şey yok hemşerim. Bu demokratik bir seçim. Seçimde adam kazanmış, Cumhurbaşkanı seni atamış. Bitti. Oturacaksın rektörlüğünü yapacaksın.

 

   Bir öğretim üyesini, rakibini ve bu hastaneye çok büyük bir etkisi olmuş insanı odasını basarak, hakkında tutanak tutarak, yaptıklarına bakar mısınız? Bunu Bünyamin Bey rektöre yapsa, ben adam gibi onun karşısına çıkarım. Bu ayıptır ya.

 

   Güzel kardeşim, adam kalkmış izne çıkmış. Görevden almasının sebebi ne biliyor musun? “Benden neden izin almadın” diye görevden alıyor.

 

   Bir öğretim üyesinin birinci amiri kimdir biliyor musunuz? Dekan'dır.  Yüksek okullarda müdürdür. Rektör 2'ncidir. Dolayısıyla Bünyamin Bey gitmiş dekana demiş “Ben izne çıkıyorum.” Ve eğer bir idari görevi var ise 'yerime şunun devam etmesini istiyorum' der. Rektör bunu olumlu görür ise onaylar. Görmez ise onaylamaz.

 

   Bu arkadaşımız dekandan bu formu  doldurmuş elinde kağıdı da var. Bütün resmi izinlerini almış rektöre de yazmış 10 gün önceden, yerine kalan kişinin kabul edilmesini arz ederim, falan demiş.

 

   Yani siz bu adama 10-15 gün sonra izne çıkacağını, eğer o izinden bilmezseniz bile yerini bırakacağı insanı, zaten biliyorsunuz. Böyle şeylere genellikle ön cevap verilmez. Rutin, sıradan şeyler bunlar.

 

   İzne çıktı 4'ncü gün apar topar geri çağrıldı. Bir de rektör diyor ki “Benden izin alması gerekirdi sicil amir benim..”

 

   Bünyamin Bey yazı yazıyor diyor ki; “Benim sicil amirlerimi ve mesleki eğitimlerini bana verin” diyor. Bünyamin beye verilmiyor. Sonra bir daha bir yazı yazıyor. Sonunda zorla alıyor yazıyı.

 

   Yazı bu. Bakın şimdi 2007'yi görüyor musun ilk başta. Birinci amir kim? Dekan. Geldik aşağıya 2008'de dekan oluyor. 2009'da 1.amir kim ? Ali Kemal ...  2. amir, Rektör.. 2010'da dekan, rektör. 2011'de 1'nci amir rektör olmuş, 2. yok olmuş.. Böyle bir ……....... var mı ya?

 

   “UTANMADAN, SIKILMADAN BAŞÖRTÜLÜ ÖĞRENCİLERE  CEZA VERİYOR”

 

   Yalçın Can; Yani ilk dönemde bunlar vardı?

 

   Yalçın Bey bakın ben rektöre seçildiğim günden bu yana kadar hizmet verdim. Bu rektör olumsuz davrandı. Ben başörtüsü konusunda yapılan her şeyin haksız olduğunu düşünüyorum. Bu konuda da tavrım çok net. Bu rektör başörtüsünün en büyük düşmanlığını yaptı. Ben bunu kendisine kendi mekanında kaç kez söyledim. Utanmadan, sıkılmadan başörtülü öğrencilere ceza veriyor.

 

   Telat Çelik; Bu anlattıklarınız taraf olmanız ona karşı adaletsizliğe sevk edecek mi?

 

   Hiçbir şekilde ne sayın rektöre, ne oradaki herhangi bir kişiye adaletsiz olma hakkımın olmadığını düşünüyorum.

 

   Ben bana ve benim yol arkadaşlarıma yapılan haksızlığın giderilmesini, onların itibarlarını istemekten başka hiç bir iş yapmıyorum. Bu itibar iade edilmediği müddetçe bunun peşini kovalamaktan beni AKP'nin hiç bir kademesi men edemez.

 

   Fatih Melih Maradit: Çözülmeyecek mi peki bu iş ?

 

   Çok kolay çözülecek.

 

   Fatih Melih Maradit: Nasıl?

 

   Sayın Rektör gelecekler, oturacağız yaptıkları bütün haksızlıklardan ve bana yaptığı haksızlıklardan da özür dileyecek. Olacak bitecek. Üniversite ile ilgili bir problemimiz yok ama rektör ile var.