TANAL; Halkın aklıyla alay ediyorlar!

Gazete burasıdüzcenin Acaroğlu Restaurantta düzenlenen “Cumartesi Kahvaltısı”nın konuğu olan CHPnin Düzceden sorumlu İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, AK Parti Düzce Milletvekili Ayşe Keşir ve Belediye Başkanı Mehmet Keleşin referandum ile ilgili açıklamalarına tepki göstererek, “Halkın aklıyla alay ediyorlar” dedi.

TANAL; Halkın aklıyla alay ediyorlar!
10.03.2017 - 12:08

 

   Gazete burasıdüzce'nin geleneksel hale gelen “Cumartesi Kahvaltısı”nın bu haftaki konuğu CHP'nin Düzce'den sorumlu İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal oldu. Kahvaltıya CHP Düzce İl Başkanı Zekeriya Tozan ve Düzce Merkez İlçe Başkanı Alaattin Duran'da iştirak etti.

   Acaroğlu Restaurant'ta düzenlenen ve yaklaşık 4 saat süren kahvaltıda Tanal, Gazete burasıdüzce'nin yazarlarının sorularına içtenlikle cevap verdi.

“BEN BİR ÇOBANIN OĞLUYUM”

   Mahmut Tanal: Aslen Şanlıurfalıyım. Bahçecik köyünde dünyaya geldim. Rahmetli babam çobandı. Ben bir çobanın oğluyum. 9 kardeşiz 8'i erkek 1'i kız… Atatürk Cumhuriyeti sayesinde şu an bulunduğum yerdeyim. Benim küçüklüğümde köyde okul yoktu. Bizi yatılı bölge okullarına aldıkları zaman kız çocukları okula gönderilmek istenmiyordu. Kız çocuklarını okula göndermeyince de şöyle bir politika izlediler; Kız çocuklarını okula göndermezseniz erkek çocukları da okula almayız. Amaç kızların da okula gitmesiydi. Gönül isterdi ki o kız çocukları ilkokuldan sonra da okumaya devam etseydi.

“EMİNÖNÜ’NDE ÇORAP SATTIM”

   İlkokuldan sonra öğretmen okuluna devam ettim. Daha sonra 1976-77 yıllarında siyasi nedenlerden dolayı Antalya Aksu Okulu'na gittim. Yani liseden itibaren siyasetin içindeydim. İstanbul Hukuk Fakültesini kazandım. Urfa'ya geri dönüş yapmadım.

   Çünkü göç ve siyasi olaylar başlamıştı Urfa’da. Benim abim de Siyasal Bilimler okudu. Eğer Atatürk Cumhuriyeti değil de Başkanlık sistemi olsaydı, bir çobanın iki oğlu yüksekokulda okuyamazdı.

   İstanbul Hukuku kazandıktan sonra seyyar satıcılık yaptım. Karaköy'de ve Eminönü'nde çorap sattım.

   Milletvekili olduktan sonra avukat olarak kalmanın siyasi anlamda etik olmayacağını düşünerek avukatlığı bıraktım. Şu an sadece 7/24 milletvekilliği yapıyorum.

“DÜZCE'DE BİR DENGE SORUNU VAR”

   Ayşegül Şenol Can: 1999'da yıkıcı bir deprem yaşadık. O dönem bir takım şeyler yapıldı. Fakat 2002'den bu yana yapılması gereken her şey için yıllarca bekledik. Yapıldığında da sorunlarla karşılaştık. Türkiye'nin her yerinde bu şekilde mi ilerledi işler, yoksa sadece Düzce'de mi böyle?Ve neden CHP bu kadar sorunun olduğu bir şehirde başarısızlıkla karşılaşıyor?

   Mahmut Tanal : 18 yıl önce bir deprem oldu. Bugüne kadar sorunlar hep birikti ve bitmiyor. Sanki Düzce'de bir denge sorunu var. Bu noktada bizim de hatamız var. Fakat Düzce seçmenine “Ben ne yaparsam yapayım bana oy verirler” gözüyle bakılıyor. Vatandaşın da tek bir siyasi partiye mahkûm olmadığını fark etmesi lazım… Bir dönem kuş gribi olduğunu söylediler ve kuşları ilaçlarla öldürdüler. Bu sefer buğdayların üzerine yapışan küçük böcekler türemeye başladı. Doğa kendi kendini bir şekilde dengeler. Siyasi anlamda da bu dengeye vatandaşların sağlaması gerekiyor. Buraya denetmen olarak geldikten sonra Düzce'de ufak bir sorun olduğu zaman ya İl Başkanımıza telefon ediliyor ya da beni arıyorlar. Bir şekilde otokontrol sistemi oluşturulmuş oldu. Düzce'de bir sorun olduğu zaman vatandaş bize söylüyor, biz de sorunu meclise taşıyoruz. Son bir yıldır kendi kendine bir sistem oluşmuş oldu. Fakat bu sistem daha önce gerçekleşmiş olsaydı, belki de bu sorunlardan hiçbiri olmayacaktı. Bir yıldan beri bu sistemin sonuçlarını alıyoruz.

“BU YOLSUZLUĞUN BİR BAŞKA ÇEŞİDİDİR”

   Belediye Başkanı rahatsız oluyor. Düzce'de bu kadar genç var, alanında uzman insan var ama Belediye Başkanı, Belediye Meclisi kararıyla Adliye'de bir savcının eşi kadroya alınıyor. İşte bu adaletsizliğin, kayırmacılığın, yolsuzluğun bir başka çeşididir. Dünya kadar KPSS sınavına giren insan var. İşte bu tür şeyleri biz dile getirdiğimiz zaman irkiliyorlar. Bu konuyu yazılı soru önergesi haline getirdim. Geçen hafta yine aynı şekilde kendi eşini bir başka belediyede istisnai memurluğa aldırmış. Durumu Bakana soruyorum, o da vicdan meselesi olduğunu söylüyor. Ama çalışmalarımızın mutlaka sonucunu alacağız. Çalışmalardan aldığımız verimin oya dönüşeceğini düşünüyorum.

“DİĞER ŞEHİRLERDEKİ

ÇÖP TESİSLERİ ÖRNEK ALINMALI”

   Fatih Melih Maradit: Hecinler çöplüğü konusunda çok çaba sarf ettiniz. Konuyu meclise taşıdınız. Bu konuda bir çözüm öneriniz var mı? Şu anda özellikle bölge köylerinin referandumda ne şekilde oy kullanmasını bekliyorsunuz?

   Mahmut Tanal : Türkiye'nin birçok belediyesi modern çöp tesisleri yapmış durumda. Düzce'nin civarındaki illerde de durum aynı… Bu şehirlerdeki tesislere bakılarak ve onlardan emsal alınarak hem ekonomik hem de çevreye en az zararlı bir tesis yapılmalı.

“SORUN YETKİNİN TEK BİR KİŞİYE DEVREDİLMESİ”

   Referandumda ne oy verecekleri oradaki halkın tercihidir. Referandum bir partinin meselesi değil. Anayasa bir partinin tüzüğü de değil. Toplumu kucaklayan bir uzlaşma belgesi olarak görüyoruz anayasayı. Vatandaşlara şu anki teklifi ne kadar anlatabiliriz ki? Şu anda televizyonlarda tek kale maç var. Kanallara bizi çıkarmıyorlar. Ya mevcut iktidarın silahşörlüğünü yapanlar televizyona çıkıyor ya da onların milletvekilleri, bakanları televizyona çıkıyor.

BAKAN ÖZLÜ VE

MİLLETVEKİLLLERİNE HODRİ MEYDAN:

“GELSİNLER TARTIŞALIM!”

   Düzce'nin milletvekili de var, bakanı da var. Gelsinler bu yeni anayasa teklifi Türkiye'ye ne götürecek ne getirecek tartışalım. Ama bizimle karşı karşıya gelmiyorlar. Bizi televizyona da çıkarmıyorlar. Bu noktada vatandaşın düşünmesi lazım… Bu anayasa değişikliği Düzce'nin hangi sorununu çözecek? Var olan anayasada egemenlik hiçbir kişiye, zümreye ve sınıfa bırakılamaz diyor. Yeni anayasa teklifinde ise egemenlik tek bir kişiye bırakılmak isteniyor. Burada sorun RecepTayyip Erdoğan değil ki. Yetkinin tek bir kişiye devredilmesi…

“CEZAEVLERİNDE İNCELEME YAPILMASI LAZIM”

   Doğan Eser: Şu anda Düzce cezaevinin mevcut kapasitesinin 2 katına oranla bir doluluk var. 12-13 kişilik koğuşlarda 26-27 kişi kalıyorlar. Yatacak ranza olmadığı için yerde yatıyorlar. Cezaevleriyle ilgili hiçbir denetleme yapılmıyor. Sizi bu konularla ilgili düşünceleriniz nelerdir?

   Mahmut Tanal : Bu konuyla ilgili Cezaevi İzleme Komisyonları var. Ben de aynı zamanda TBMM İnsan Hakları Komisyonundayım. Biz bu konularla ilgili CHP olarak İnsan Hakları Komisyonuna dilekçe verdik. Dedik ki; “İnsan Hakları İnceleme Komisyonunun derhal göreve başlaması, Cezaevi Alt Komisyonunun da bu cezaevlerine gitmesi lazım”… Maalesef İnsan Hakları İnceleme Komisyonu, mümkün olduğunca sorunsuz cezaevlerini seçerek inceleme yapıyor. Mesela 26'ncı dönemde, insan hakları ihlallerinin tavan yaptığı bir dönemde toplam 8 cezaevi ziyaret edilmiştir. Bu 8 ziyarette de komisyona dünya kadar dilekçe gelmiştir. Fakat dilekçelerin gereğini yerine getirmemişlerdir. CHP grubu olarak biz dilekçe gelen bütün cezaevlerinde inceleme yaptık. Bu konuyu meclise taşıdık, gerektiğinde araştırma önergesi verdik. Bu konuyla ilgili mecliste ayrıca bir komisyonun kurulması gerektiğini söyledik. Fakat bugüne kadar bununla ilgili yaptığımız tüm teklifler reddedildi.

“CEZAEVİ SORUNU BİR KANGREN”

   Cezaevlerinin kapasite sorununu da daha önce çok dile getirdik.

   Bununla ilgili çözüm bulamıyorlar. Çünkü her gün operasyon gerçekleşiyor. Şu an yeni bir düzenleme yapıldı. 10 yıl cezası kalmış olanları yarı açık cezaevine alıyorlar. Cezaevleri doldur boşalt yerlerine döndü. Aslında çağdaş ceza hukuku suçu önlemek ve suçluyu da ıslah etmeyi amaçlar. Fakat şu an ceza infaz kurumlarının ıslah edici bir niteliği yok. 10 yıl cezası kalmış olanları yarı açık cezaevine alırsanız toplumu da tehlikeye atmış olursunuz. Cezaevi sorunu gerçekten bir kangren!

“BİRİ ASKERİ DARBE, BİRİ SİVİL DARBE!”

   OHAL'den sonra hangi hakların askıya alınacağına dair Adalet Bakanlığı'nın Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna bildiride bulunması gerekiyor. Bu bildiri yapıldı ve şu an adil yargılamadan tutun işkenceye kadar hepsi askıya alınmış durumda. Bunlar şu anki anayasaya uygun değil. Uzun lafın kısası bu uygulamalar sonucunda Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından tazminata mahkûm olur. Kanun Hükmünde Kararname ile temel hak ve özgürlükleri kısıtlayamazsınız. Şu anda getirilen KHK ile OHAL döneminde kim hukuksuz işlem yaparsa yapsın ceza anlamında yargılanmayacak. Bununla ilgili eziyet ve işkence yüzünden şikâyet edilenler var ama savcılık takipsizlik kararı veriyor. Sundukları gerekçe de KHK'nın bu dönem içerisinde şikâyet edilenlerin suç işleseler bile yargılanamayacağını söylemesi… Bu KHK'nın, 12 Eylül 1982 askeri darbe anayasası dedikleri anayasanın geçici 15'nci maddesiyle ne farkı var. Biri askeri darbe biri ise sivil darbe! Mantık olarak hiçbir farkları yok. 30 Ağustos 1982 yılında Cumhuriyet gazetesinde Kenan Evren'in mülakatı var. Kenan Evren o zamanki referandum için “Hayır diyenler dış mihraklardır” diyor. Geliyoruz 2017'nin Türkiye'sine yine “Hayır diyenler dış mihraklardır” diyorlar.

“BAKANIN DÜZCE'YE BİR FAYDASI OLMADI!”

   Yalçın Can: Sizce Bakanın Düzce'ye ne şekilde etkileri oldu?

   Mahmut Tanal : Aslında Bakanla ben konuştuğum zaman Düzce'nin sorunlarını inkar etmiyor ve dürüstçe kabul ediyor. Çözüm bulunmasını gerektiriyor. En azından sorunları inkar etmemek bir ilerlemedir. Ne eksiğiniz var hükümettesiniz, bakansınız. Ama diğer iki milletvekili sorunları inkar ediyor ve olmadığını söylüyor. 3'ü de aynı siyasi partiden. Ben sorunları dile getirdiğim zaman “aldığınız oy ne kadar, biz şu kadar oy alıyoruz” diyorlar. Senin bu kadar oy alman vatandaşa kötü davranmanın gerekçesi olmamalı. Ben Düzce'deki problemleri sürekli dile getirdim. Sanki Düzceliler'i susturmak için Bakanlık verildi. Ben bu kadar sorunu dile getirmeseydim Düzce'de Bakan olmazdı belki de. Fakat bugüne kadar objektif olarak Bakanın Düzce'ye bir faydası olmadı. Ben pratik bir yararını görmedim. Yine bu sorunları ben dile getiriyorum ve dile getirmeyi de bırakmayacağım. Ben çalışmaktan yorulmayan biriyim. Milletvekili tüm vatandaşın milletvekilidir. Düzce'yle yatıp Düzce'yle kalkıyorum desem yeridir.

“HALKIN AKLIYLA ALAY EDİYORLAR..

KELEŞ'E HALK CEVAP VERECEK!”

   Yalçın Can: Belediye Başkanı yaptığı açıklamada referandum sürecinde Ak Parti'nin çalışmasına gerek olmadığını zaten rekor düzeyde “Evet” oyunun çıkacağını söyledi. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

   Mahmut Tanal : Bir de Sayın Ayşe Keşir'in açıklaması vardı. Ona ne zaman çalışmalara başlanacağını sormuşlar. Sayın Keşir de “halk anayasayı okumuyor, o yüzden şanslıyız” demiş. Yani halk anayasayı okursa kabul etmez anlamına geliyor. Aslında halkın aklıyla alay ediyorlar. Bu halka hakaret anlamına geliyor. Yani bu seçim bir parti seçimi değil ki! Bu seçim aslında halkın demokrasi isteyip istememe seçimi… Ama Belediye Başkanı Sayın Keleş'in bu açıklamasına zamanı geldiğinde halk cevap verecek. Ama halk bunlara rağmen destek verecekse de bir şey diyemem. Eğer millet tercihini adaletten, hukuk devletinden, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkından, katılımcılıktan, şeffaflıktan kullanacaksa referandumdan “Hayır”ın çıkması lazım…

   Ahmet Altun: Son seçimde Düzce'de CHP ikinci oldu. Fakat yerel anlamda CHP'nin İl, ilçe, Köy, seçim ve referandum örgütlenmesi çok zayıf… Bu teşkilatlanma konusunda sizin bir çalışmanız var mı?

   Mahmut Tanal : Sandık sorunlarıyla ilgili parti içinde eğitimler verildi. Verilmeye de devam ediyor. Daha iyi de yapılabilir tabi bu eğitimler. Bu konuları zaten kendi içimizde de konuşuyoruz. Bir halıyı nasıl dokumak gerekiyorsa teşkilatlanmayı da aynı şekilde yapmalıyız. Aksi takdirde başarıya ulaşılamaz.

“BAZI ÇALIŞMALARIMIZI GİZLİ YÜRÜTÜYORUZ”

   CHP Merkez İlçe Başkanı Alaaddin Duran: Uzaktan izleyen arkadaşlardan bu konuyla ilgili çok eleştiri alıyoruz. Aslında parti içerisinde olağanüstü bir çalışma var. Bu çalışmaları biraz da gizli olarak yürütüyoruz. Sebebi de mahalle üyelerimizden iktidar tarafından baskı yapıldığı haberlerini alıyoruz. Mesela bir mahallenin berberi diğer siyasi partililer tarafından seninle bir daha alışveriş yapmayız şeklinde bir davranışa maruz kalıyor. Biz hükümet baskısını çok fazla hissettirmemek için bazı çalışmalarımızı gizli yürütmek durumundayız.

“DEMOKRASİDE SİYASİ YASAKLARI KABUL EDEMEYİZ”

   Ahmet Altun: Deniz Baykal'ın Haziran seçimleri sonunda Sayın Cumhurbaşkanıyla özel bir görüşmesi oldu.

   Daha sonra da CHP, Ak Parti ile koalisyon görüşmeleri yapıldı. En sonunda da yeniden seçime gidildi.

   Bu tür konular seçmen tarafından CHP üzerinden bir kuşku uyandırıyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

   Mahmut Tanal : Aslında Deniz Baykal 2017'nin Türkiye'sinde gerçekten iyi bir siyasetçi…

   Sayın Deniz Baykal, Genel Başkanımız ile görüştükten sonra gitmişti Cumhurbaşkanı ile görüşmeye. Ne konuştukları da anlatıldı.

   Bu durumun seçmen üzerinde şüphe oluşturacağını düşünmüyorum. Bu görüşmenin amacı da yine ülkenin sorunlarını çözebilmekti.

   2002'de Sayın Deniz Baykal, Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile görüştü.

   Biz demokrasiyi içselleştirmiş bir siyasi partiyiz.

   Demokrasinin tüm kurallarının işlemesini isteyen bir siyasi partiyiz.

   Bir siyasi parti iktidara geliyor ama lideri siyasi yasaklı…

   Demokraside de siyasi yasakları kabul edemeyiz.

   O dönem anayasada yapılan değişiklik ile Sayın Erdoğan’ın siyasi yasaklarının kaldırılması demokrasi için önemli bir adımdı.

   Bu değişiklik demokrasi için istendi.

*

“BU PROSEDÜRLE

TÜRKİYE BARZANİ'Yİ DE TANIMIŞ OLDU!”

   Telat Çelik: Geçtiğimiz günlerde Türkiye'ye bir ziyaret gerçekleşti. O ziyarette terörle yan yana getirilen ve dünyada hiçbir ülkenin resmi olarak tanımadığı bir yapılanma sanki Türkiye tarafından tanınan bir devletin başkanıymış gibi karşılandı. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

   Mahmut Tanal : O gün o bayrağın oraya çekilmesi kabul edilebilir bir durum değil. Aslında bu gelecekte bu siyasi iktidarın yapmak istediklerinin göstergesidir. Ama MHP neden hala bu durumu fark edemiyor ve neden hala destek veriyor. Bunu onlara sormak lazım… Siyasi iktidar konjonktürel milliyetçi bir partidir.

   Aslında bugüne kadar Ak Parti hiçbir zaman yalnız kalmadı. Ya MHP ile hareket etti ya da HDP ile hareket etti. 4+4 eğitim sistemi zamanı da HDP, MHP ve AKP birlikte hareket etti.

   Başkanlık sistemi gelirse Türkiye'nin geleceği yer yaşanan bayrak kriziyle netleşti. Bir topluluğu bu şekilde karşılayarak onu devlet olarak fiilen tanımış olursunuz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini, Türkiye dışında tanıyan hiçbir ülke yok. Şu anda bu prosedürle Türkiye Barzani'yi de tanımış oldu.

   PKK'ya, YPG'ye karşıyız diyorlar ama samimi değiller. Bakanlar Kurulu hala YPG'nin terör örgütü olduğuna dair karar çıkarmamış. Neden çıkarmıyorsunuz? Terörle mücadelede samimi değiller.

   Vatandaşa bu kadar baskı uygulayarak, terör örgütlerinin yaptıkları ile aynı şeyi yapıyorlar. Terör de baskı altına alıyor siz de alıyorsunuz. Muhalif bir gazeteci haber yaptığı zaman ya işten atılıyor ya cezaevine gönderiliyor.

   Sosyal medyada paylaştıkları şeyler yüzünden insanlar cezaevine atılıyor. Eğer bir parti muhalefetin varlığına tahammül edemiyorsa bu parti demokrasiye karşıdır.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Burası Düzce Gazetesi (www.burasiduzce.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.