SINIRLARI AŞMAK

  • 8.11.2019
  • Abone ol

 

   12 Kasım depreminin üzerinden yirmi yıl geçti…

   Yirmi yılda neler yaşandı..

   Şehrin altını üstüne getiren depremle yaşadıklarımız üzerine ne yazsak az gelir..

   Genellikle yaralar sarıldı, depremin izleri silindi gibi cümlelerle anlatılır deprem sonrası yapılanlar.

   Oysa ki, ülkemizdeki yara sarma politikaları ile sağlam şehirler kuramadığımızı biliyoruz

   Depremin izlerini silmek ise ortada kalan kötü görüntüden kurtulmak olarak değerlendirilir.

   Depremle hayatlarımız parçalanır.

   Can kayıpları, sakatlanmalar, mal kayıpları..

   Geçmişe dair yaşanmışlıklarınız yok olur..

   Hem bireysel olarak yaşamlarımızda, hem de toplumsal hafızamızda yer alan cadde, sokak, bina anlamında kayıplarınızla yaşama yeniden tutunmaya çalışırsınız.

   Eski şehrin gri görüntüsünün yerine tanımadığınız, kendinizi yabancı hissettiğiniz yeni bir görüntü alır yerini..

   Tabii ki bütün bunların ötesinde depremle yaşamayı öğrenmek gibi insan doğasına ters bir terim girdi hayatımıza. Ben bireysel olarak depremle yaşamayı nasıl öğrenebilirim. Bu mümkün müdür?

   Topyekün öğrenilmesi gereken ve uygulanması gereken bir kavramdır depremle yaşamayı öğrenmek aslında..

   Bu karmaşık kamusallık içinde neyi, nerden isteyeceğini tam olarak bilmek gerek.. Örneğin;  Yaşadığımız şehrin zemin yapısını öğrenmekle başlamak lazım.

   Yaşadığımız binanın zemine uygun bir temel seçimi yapılıp yapılmadığını bilmek lazım. Yaşadığımız binanın deprem hesapları yapılmış bir projeye sahip olup olmadığını bilmek gerekir.

   İnşa sürecinin nasıl işlediğini bilmek ve iyi bir yapı denetimi hizmeti alıp almadığını bilmek gerekir.

   Bunlar yeter mi? Yetmez…

   Gittiğimiz alışveriş merkezinin, sokakta yürürken önünden geçtiğimiz binaların, cami minaresinin, çocuğumuzu gönderdiğimiz okulun, sağlık hizmeti aldığımız hastanenin, diğer kamu binalarının güvenli olup olmadığı v.s.

   Liste uzayıp gider, bizse bütün bunları düzenleyen bir görünmez elin varlığına inanarak, şehirde güven içinde dolaştığımızı sanırız.

   Öğrenmek, bilmek istemeyiz ne kadar güvenli bir şehirde yaşadığımızı. Oysa ki şehirdeki imara yönelik alınan kararlar bizim doğrudan can güvenliğimizle ilgilidir. Cadde ve sokağın genişliği dahi bize dairdir, kat sayısı artış kararları bize dairdir. Yanı başımızda yeni temeli atılan binanın güvenliği bize dairdir.

   O zaman bu görünmez elin bulunduğu yerin yönetimi ve işleyişi bizi çok yakından ilgilendirmektedir.

   Görünmez el dediğimiz Belediye ve Valiliktir.

   Tabii ki bu görünmez el dediğimiz yapıların da bizim merakımızı artırmak üzere eğitim çalışmaları yapması gerekir. Var mı böyle bir çalışma, ben şahit olmadım.

   Depreme hazırlıklı olmak, merkezi ve yerel yönetimle halkın arasında işleyecek ciddi bir mekanizmanın kurulması ile mümkündür.

   Tek başına kimse depreme hazır olamaz, depremle yaşamayı öğrenemez.

   Bir mekanizma tanımlamak ve mevzuata ihtiyaç var. Ancak hepsi var bizim ülkemizde, ne yok? Bu konuya dair üretilecek politikalar yok.

   Halkla yönetimler arasında ciddi ve aşılmaz sınırlar var. Kimse bu sınıra dokunmak istemiyor.

   Halkına yakın olmayan bir yönetim anlayışı, devletle halk arasına sürekli sınırlar koyan bir devlet anlayışı ile bir yere varmak mümkün değildir.

   Yaşamak, ciddiye alınması gereken bir durumdur. Anlattıklarımın hepsi yaşamaya dairdir. Sağlıklı ve güvenli şehirlerde yaşamak için bu sınırları zorlamak gerekmektedir.

   Nedenini bilmem ancak akıllı şehirler var, marka şehirler var ancak devletin anayasal görevi olan sağlıklı ve güvenli şehirler kurulması gerektiği halde, halen sağlıklı ve güvenli şehir kuracağım diyen belediyeler yok.

   Belki de kimse kendini yalanlamak istemiyordur.

   Ne dersiniz?

   Ancak biz depreme hazır, sağlıklı ve güvenli şehirler talep etmek zorundayız.

   Bu nedenle sağlam, ne istediğini bilen, baskı grubu görevini yerine getiren, üreten sivil toplum örgütlerine şiddetle ihtiyaç var.. Duyurulur..

  • Abone ol

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Burası Düzce Gazetesi (www.burasiduzce.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.