AFETLERLE MÜCADELE

  • 9.08.2019
  • Abone ol

 

   Dünyanın döngüsü içinde seller de, depremler de sürekli yaşanması gereken doğa olaylarıdır. Ancak her zaman belirttiğimiz gibi biz önceden önlem alarak bu doğa olaylarının afete dönüşmesini önleyebiliriz. Bu nedenle önceden önlem alma kültürünün yerleşmesi gerekmektedir.

   Bu nedenle bir yerin yerleşime açılmadan önce gereken bilimsel araştırmalar ışığında verimli tarım arazilerinde, fay hatlarında, dere yataklarında, su havzalarında olup olmadığı konusunda inceleme ve araştırmalar yapılması gerekmektedir.

   Karadeniz Bölgesi sürekli yağışlara açık bir bölgemiz olup, yaşadığımız ilin ise en önemli özelliklerinden birinin su toplama havzası olmasıdır. Düzce merkez açısından şehrin kuzey kısmı dışında, yani hali hazır yerleşimler açısından Kalıcı Konutların yapıldığı alan ile Konuralp bölgesi dışındaki alanların dışındaki alanlar bulundukları konum itibariyle zemin yapısı itibariyle ciddi riskler barındıran alanlardır.

   Bunları neden yazıyoruz, çiziyoruz. Nasıl bir coğrafyada  yaşadığımızı bilelim, yerleştiğimiz alanda nelere dikkat etmemiz gerektiğini bilelim, çocuklarımıza miras bırakacağımız sağlıklı ve güvenli bir kent oluşturalım diye yazıyoruz.

   Doğanın şakası yok! Bir anda geliveren deprem, bir anda geliveren sel ile hem canımızdan, hem malımızdan oluyoruz. Kaldı ki, geldi mi bir tek bize gelmiyor. Yaşam alanlarımızda genel olarak etkili olduğundan, hayatımızın her alanı bundan etkileniyor. Bunu en iyi biz biliriz.

   Bu nedenle doğanın koruma ve kullanma dengesini kuracak planlar yapılmasını istememiz gerekiyor. Aksi durumda dere yatağına kamu yatırımları yapılması halinde neler olacağını Akçakoca’daki 15 Temmuz demokrasi parkının selden sonraki halini görünce anlayabiliriz.

   Tabi ki hiçbir zaman gerçekleşmesini istemediğimiz için çok kulak asmadığımız afet eğitimi çok önemlidir. Bu nedenle sel yaşanan bölgelerde sıcağı sıcağına afet eğitimi yapılması gerektiği, en açık ihtiyaçtır. Bu tip afetlerde çok basit birkaç bilgi dahi hayat kurtarır.İnsanların öğrenmeye en açık olduğu zaman ise afetten hemen sonraki zaman dilimidir.

   Örneğin; asla su ile kaplı yoldan gitmeye çalışılmaması, 15 cm yüksekliğinde bir sel suyunun dahi insanın dengesini yitirmesine yol açacak kadar etkili geldiği uyarısı ile ani sellerin meydana getirdiği ölümlerin yarısı araç içindedir.

   -Asla sel sularının bulunduğu bölgelerde araç kullanmayınız- uyarısı çok önemli bir uyarıdır. Araçta herhangi bir arıza oluştuysa hemen terk edilerek yüksek bir yere çıkılmalıdır. Yollar akan sular tarafından doldurulacağı için, eğer araç 60 cm yükseklikteki hareket eden suda kalmışsa, su onu kaldırıp sürükleyebilecektir, uyarısı v.b. uyarıların sık sık merkezi ve yerel yöneticilerce yapılması gerekir. Afad ekiplerinin bu ve benzeri eğitimleri bölge halkına mutlaka vermesi gerekmektedir.

   Yine selin yaşandığı yerlerin mevcut altyapı ile elektrik, su vb. yaşamsal ihtiyaçlarının karşılanamayacağı, geçici de olsa iskan edilemeyeceği gerçeğinden hareketle, bu alanların boşaltılarak bir an önce “Afet Bölgesi” kapsamına alınması gerekmekteydi ancak bu yapılmadı. Biliyorsunuz geçtiğimiz haftalarda bu konuda bir de açıklama krizi yaşandı.

   Merkezi yönetim doğal afetlerle her şeyini kaybetmiş insanları, sosyal devlet olmanın ve Anayasal hakları gereği, fen ve teknik şartlara haiz konutlara yerleştirerek asli görevini yerine getirmeliydi, ancak bu yönde de bir çalışma yok.

   Ancak bundan sonrasında yerleşim yeri olarak tespit edilen sel ve su taşkını alanının boşaltılması, can ve mal kayıplarına uğrayan insanların zararlarının karşılanması gerekmektedir.

   Yaşanan seller sonucu tarım arazilerinde meydana gelen zararların ve hayvan kayıplarının gerçekçi tespitler yapılarak karşılanması gerekmektedir.

   Zarar ve ziyan tespitlerinin, konusunda uzman kişiler tarafından ve mağduriyete meydan vermeyecek şekilde yaptırılması gerekmektedir.

   Tarım sigortası primlerini ödeyemeyen ve sigorta kapsamına girmeyen yoksul çiftçinin mağduriyetleri  karşılanmalıdır.

   Afet geçiren alanda, herşeyden önce jeolojik ve jeo-teknik raporlar hazırlanmalı ve buna uygun yapılaşma sağlanmalıdır. Bu alanlar, altyapı hizmetleri tamamlandıktan sonra yerleşime açılmalıdır.

   Afetlerden etkilenmiş insanların, özellikle çocukların, rehabilitasyon merkezlerinde tedavi edilebilmesi için olanak sağlanmalıdır.

   Bir başka afet olmadan, merkezi ve yerel yönetimlerin birlikte çalışmasını sağlamak amacıyla, meslek odaları, sivil toplum örgütleri gibi kent bileşenlerini içine alan afet koordinasyon merkezi kurulmalıdır. Özellikle bu tür afetlerden etkilenecek risk bölgeleri, bu merkez tarafından tespit edilmelidir.

   Dere yatakları, fay hattı geçen bölgeler ve baraj havzaları, imara hiçbir koşulda açılmamalıdır.

   Diyerek 17 ağustos depreminin 20. yıldönümünün yaklaştığı şu günlerde sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşamak için afet bilincinin yükseltilmesi gerektiğini belirterek afetlerde hayatlarını yitirenleri saygı ile anarak ve yaklaşan Kurban Bayramı telaşında afet geçirenleri unutmadan bir bayram geçirmenizi dileyerek kalın sağlıcakla diyorum.

  • Abone ol

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Burası Düzce Gazetesi (www.burasiduzce.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.