“Temiz” Toplumun İstenmeyenleri

  • 12.10.2012

 

Önce adlarını yok ettiler.

 

O güzelim Çingene adı nedense alçaltıcı, küçük düşürücü bir kelime olarak sayıldı ve Roman demeye başladılar. Hatta bu alçaltılmayı kendileri de kabul ettiler, çünkü utandılar. Çünkü yoksulluklarından utandılar, çünkü Çingene olursak bizi aşağılamaya, hor görmeye devam edecekler diye düşündüler. Kendileri de Roman demeye başladılar

 

Ve böylece kendilerini çok iyi tanımlayan güzelim Çingene kelimesi yok oldu gitti.

 

Ama ismi kaldırmakla ne yoksullukları bitti, ne de itilip kakılmaları. Çingeneyi Roman yapmakla olmuyor değer vermek. Aşağılanmaya, hor görülmeye devam ediyorlar.

 

Önce adlarını yok edenler şimdi kendilerini yok etmek için uğraşıyorlar.

 

Yoksulluklarının getirdiği “kirliliğin” kendilerine bulaşmasını istemeyen “temiz”, “steril” toplumumuz (ki bu toplumun önde gidenleri işlerine geldiği zaman halkımızın değerleri, halkımızın hassasiyeti falan demeyi çok severler) “kirliliği” kendisinden uzaklaştırmak için elinden gelen her şeyi yapıyor.

 

Önce İstanbul Sulukule’den başladılar. Çingene kültürünün adeta simgesi haline gelmiş tarihi bir semti yok ettiler. Oradakilere haklarınızı vereceğiz dediler ama hepsini üç kuruş para verip gönderdiler. Değerli arazilerin üzerine ise “temiz” toplumun “temiz” insanları için “tertemiz” villalar yaptılar. Hepsi birbirine benzeyen, ruhsuz villalar.

 

Bu sadece İstanbul ile kalmadı, adına kentsel dönüşüm denilen bu “temizlik” harekatı Çingenelerin olduğu her yere yayıldı. Ve Düzce’deki Çingeneler de bundan nasibini aldılar.

 

Kentsel dönüşüm adı altında yıllardır bulundukları yerlerden koparılıp gönderildiler. Tamam, arsalarının karşılığı olan paralar verildi verilmesine ama hayatı boyunca o kadar parayı bir arada göremeyen insanların ellerine o paralar verilip te ne yaparsanız yapın denileceğine, bulundukları yerlerde evlerinin barklarının bakımı için harcansa daha iyi olmaz mıydı? Kültür o zaman yaşatılmış olmaz mıydı? Bakın bu konuda Tezcan İnan adlı bir okurumuz ne güzel bir yorum yazmış:

 

“Son zamanlardaki uygulamalardan en çok Roman kardeşlerimiz etkilendi. Düzce’de ve diğer şehirlerde resmen bir kültür yok edildi. Neden? Çünkü bu insanlar yoksul, güçsüz, sahipsiz ve sessiz de ondan. Ne olurdu kültürümüzün en renkli insanlarının yolları yapılsaydı, evleri pembeye, yeşile, maviye boyansaydı,yaşam koşulları kendi ortamlarında kolaylaştırılsaydı,biraz sosyal devleti hissedebilselerdi..”

 

Ama ne yazık ki böyle olmuyor. Bir kirlilik olarak göründükleri için, kent onlardan temizleniyor. O boşalan yere hepsi birbirinin aynı, ruhsuz, kişiliksiz konutlar yapılacak. O konutlar Çingenelere ödenen paraların kat kat üstünde paralarla satılacaklar. Zengin insanlarımız o “lüx” konutlarda oturacaklar. Böylece kentimiz “kirlerinden” arınmış olacak.

 

Çingeneler de gittikleri Ağa Mahallesi gibi kıyı kenar yerlerde, mevcut sıkıntılarının üzerine eklenen yeni sıkıntılarıyla mücadele ederek ömürlerini geçirecekler.

 

Sadece kentsel dönüşüm olan yerden göçenler değil, Çamköydekiler de rahatsız. Onlar gözden uzak yerde olduklarından yıllardır kendi yoksullukları içinde kavrulup gidiyorlardı. Fakat hayatlarını iyileştirme adına atılan adımlar onları bile isyan ettiren noktaya getirdi.

 

Çamköylülere daha iyi yaşam koşulları sunmak adına TOKİ konutları yapılmaya başlandı. Oradakilere, bu konutlar sizin için yapılıyor diye söz verildi.

 

Sonradan bu konutların başkalarına satıldığını duyan Çamköylüler seslerini duyurabilmek için anıtparkta eylem yaptılar. Eylemleri kendilerine yakışan şekilde davullu zurnalıydı. Sözcüleri şunları söyledi:

 

Bu haksızlıktır. Benim mahallemdeki müracaatçılar konut sayısından fazla iken bize ayrılan kontenjan niçin düşürüldü? Mahalleli büyük bir heyecanla bu konutların bitirilmesini beklerken ne oldu da başkalarına satışı yapılıyor? Romen olmamız haksız olmamız değildir. Bize söz verenler yanımızda hareket etsin. Giden valimiz, vekillerimiz; Çamköy’ü, Romenlerin haklarını koruyacaklarını söylemişti. Şimdi sayın valimize sesleniyoruz: Bizleri mağdur etmeyin. Bu evler bizim için yapıldı. Başta başkanımızın talimatı da öyleydi. Şimdi dışarıdan insanlara satılması nereden çıkarıldı? Yıllardır yokluk, çaresizlik, sıkıntı içerisinde yaşayan mahalle halkı hep bugünü beklerken büyük bir hüsrana uğratıldı. Bunu kabullenemeyiz, hakkımızı sonuna kadar arayacağız.“

 

Yine söz vermeler ve yine verilen sözleri tutmamalar. Ne kadar tanıdık değil mi?

 

Amaç yokluk, çaresizlik, sıkıntı içinde yaşayanların o sıkıntılarına, çaresizliklerine bir nebze olsun son vermekse, amaç üç kuruşun hesabını yapmadan sağlıklı yaşam koşullarını oluşturmaksa, bu amaca hizmet edecek gerçek adımları da görebilmeliyiz. 

 

Ama ne yazık ki göremiyoruz.

 

NOT: Yazımı hazırlayıp gazeteye gönderdikten sonra, gazete olarak sayın Vali'yi ziyarete gittik. Orada bu konu açıldı. Kendisi konuyu yakından takip ettiğini belirtti ve çok kesin bir dille Çamköy'dekilerin mağdur edilmeyeceği sözünü verdi. Umarım bu söz gerçekleşir.

 

Düzce’nin Kültüründe de Yoklar?

 

Çingeneler adlarıyla birlikte yok sayılıyorlar dedim. Yok sayılanlara maalesef kültürleri de eklendi.

 

Düzce Üniversitesi’ne bağlı DÜKMER diye bir kuruluş geçenlerde Düzce kültürünün ulusal ve uluslararası düzeyde tanıtılmasına yönelik bir toplantı yaptı. Rektör bu toplantıda, “Düzce’nin adını duyurabilmek için şenlik, festival gibi etkinlikler yapılabilir” dedi. Buraya kadar her şey iyi… Güzel bir girişim. Ama sıra toplantıya katılan derneklere gelince iş değişiyor.

 

Toplantıda Balkan Türkleri Dayanışma Derneği’nden tutun, Kırım Türkleri Dayanışma Derneği’ne kadar hepsi var ama Çingeneler yok. Şenlik, festival denince ilk akla gelmesi gereken, zengin kültürleriyle Düzce’de önemli bir yeri olan Çingeneler yok.

 

Neden sorusuna verilecek cevap belli: “Çünkü onların dernekleri yok.” Çünkü geçim derdiyle uğraşmaktan kendi kültürlerini yaşatmak için mücadele etmeye güçleri kalmıyor.

 

Düzce’nin kültürünü, hem de uluslararası alanda tanıtma hedefiyle yola çıkan yığınla insanın aklına da, “Dernekleri yok ama onlar da var, onları da davet edelim” demek gelmiyor.

 

Akıllara gelmez, çünkü onlar yer işgal etmesinler diye süpürülecekleri zaman hatırlanırlar.

 

Çingeneler Neden Yabancı İstemiyor?

 

Çingeneler gerek Ağa Mahallesi’nde ayrı mahalle isteyerek, gerekse Çamköy konutlarında yabancı istemeyerek bazı eleştiriler aldılar.

 

Eleştiriler ilk bakışta haklı gibi görünüyor ama Çingenelerin geçmişte yaşadıklarını düşününce ben onlara hak veriyorum.

 

İlk yazımın başında, neden kendilerinin bile kendilerine Çingene diyemediklerini açıkladığım cümlelerde bazı ipuçları var..

 

Gösterilerinde de sözcülerinin söylediği çok önemli bir cümle bu nedeni açıklıyor aslında: “Romen olmamız haksız olmamız değildir!”

 

Yani, eğer Çingeneysen ne yaparsan yap baştan kaybettin. Ağzınla kuş tutsan sen kötüsün, pissin, haksızsın. Sözcü öyle görüldüklerinin farkında. O nedenle o cümleyi sarfediyor: “Biz Romeniz diye, sadece öyleyiz diye hiç mi haklı bir şeyimiz olmayacak? Hep mi horlanacağız, hep mi aşağılanacağız, hep mi mağdur olan biz olacağız?” diye haykırıyor.

 

Çingenelerin ayrı yaşamak istemelerinin nedeni de; onlara yabancı olanları sevmediklerinden değil, yabancıların onlara bakışlarının nasıl olabileceğini az çok tahmin edebildiklerindendir. Yaptıkları her şey o yabancıların gözlerine batacaktır. Kendilerini horlayan, aşağılayan gözlerin altında kim yaşamak ister? Kendi içlerinde, aşağılayıcı gözlerden uzakta daha rahat ettikleri için yabancı istemiyoruz diyorlar.

 

Ne zaman ki biz, “temiz” toplum insanları, batsın bu sterilliğimiz diyerek bakışlarımızı değiştirebilirsek o zaman ancak kaynaşma mümkün olabilir. Bu da ne yazık ki bugünden yarına gerçekleşecek gibi görünmüyor.

 

Çingene Dediğim Zaman…

 

Ne olursa olsun ben Romen ya da Roman yerine Çingene demeye devam edeceğim.

 

Çünkü Çingene dediğim zaman; yıllardır bir şişe rakıya dünyanın müziğini bizlere sunan siyah takımlı ağabeylerim aklıma gelecek.

 

Çingene dediğim zaman; rengarenk giysileriyle, keman sesleri altında fıkır fıkır dans edenler aklıma gelecek.

 

Çingene dediğim zaman: bütün sıkıntılarına, çaresizliklerine, yoksulluklarına rağmen gülmesini, eğlenmesini bilen insanlar aklıma gelecek.

 

Çingene dediğim zaman; gözlerimin içine ürkek ama sıcak bakan, sevecen insanlar aklıma gelecek.

 

Çingene dediğim zaman; Emir Kusturica’nın dünyaca ünlü filmi Çingeneler Zamanı’nda, ayna karşısında uzun saçlarını ve saçlarıyla birlikte hayallerini, tükenmeyen umutlarını da tarayan kadın aklıma gelecek.

 

Buradan hepsine seslenmek istiyorum: Çingene demekten utanmayın! Bırakın Romen mi, Roman mı daha nasıl söylendiği bile belli olmayan kelimeyi, sizi Çingene kelimesiyle aşağılayanlara inat, üzerine basa basa, “Ben Çingeneyim” diye bağırın.

 

O kelimeyi bir hakaret olarak kabul etmek yerine bir onur olarak taşıyın.

 

Sizin yarattığınız ve bütün dünyanın severek dinlediği Çigan müziğinin hatırına yapın bunu.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Burası Düzce Gazetesi (www.burasiduzce.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar (3)

  • Kıyas
    Kıyas
    28.11.2012 00:37

    Bir alıntı ile katılayım sayın İşler...."o.... ve çingeneleri severim. biri namuslu numarası yapmaz, diğeri milliyetçi ayağına yatmaz." --charles Bukowski-

  • çamköylü murat
    çamköylü murat
    2.11.2012 19:40

    yıllarca köyümde beraber sorusuz şekilde yaşadığımız çingene kardeşlerimizden son derece memnunuz, inşallah toki tarafından yapılan konutlarına da geçerlerse daha mutlu ve sağlıklı bir yaşantıya sahip olacaklar,vatandaşlarımızın onlara anlayış göstereceklerine inanıyorum ve topluma kazandırılması için hep beraber gayret göstermeliyiz,,

  • Çamköylü
    Çamköylü
    25.10.2012 23:04

    Bunu yazan kişi gönülden kutluyorum biz çingeniz ama allahın kulluyuz birine bi şey olsa koşarız çingene olmasa bile biz paylaşmayı severiz.bize okulda sokkata otobüste çingenelere bak denildiği halde kalp kırmayan Allahın kuluyuz Örnek Kibariye,İzmirli Taylan nasipe bende çingenelerin onuru olucaqz